11 Temmuz 2014 Cuma

Resmi Web Sitem

Sevgili okuyucularım,


Bundan böyle yeni yazılarımı resmi web sitem http://www.elifgucluten.com/ üzerinden sizler ile paylaşıyor olacağım.

Bana ulaşmak ve ikinci kitabımla ilgili süreçten haberdar olmak istiyorsanız, sosyal medya üzerinden ya da web sitemden irtibat kurabilirsiniz.

Sevgiyle kalın, okur kalın.

  • Elektronik posta
info@elifgucluten.com

  • Facebook sayfası 
Elif Güçlüten

  • Twitter hesabı    
@elifgucluten
  • Instagram:           
elifgucluten

1 Mayıs 2014 Perşembe

Sonsuzluğun Kenti: İznik

Kitap yazmaya kendini verdin vereli beni unuttun der gibi gezgin yanım nicedir sitem etmekteydi. Haklıydı da ihmal etmiştim. Açık söylemek gerekirse ruhumdaki açlığın ben de farkındaydım, zira avaz avaz bağırmaktaydı. Hal böyle olunca haritadan güzergâh seçimi de kaçınılmaz oldu tabii.

Yeşile, doğaya özlemimiz, kalabalıktan uzak, sessizliğe olan dinmek bilmeyen hasretimiz ve de aşkımız malumunuz. Ruhumuzun doymak bilmeyen açlığını nerede dindiririz diye düşünüp, rotamızı İznik’e çevirmede karar kıldık geçtiğimiz hafta sonu bağrı yanık dostlarım ile…

Sabah 08.00’de Eskihisar’da buluştuk iki araba. Vapur keyfimizi sürdükten sonra da yolumuza devam ettik. İstanbul-İznik arası malumunuz öyle çok da uzun süren bir mesafe değil. Hele de İstanbul’da köprü trafiğine aşina iseniz, bu yol sizi hiç mi hiç zorlamaz. İstanbul’dan Yalova’ya, oradan Bursa Orhangazi sapağından 42 km sonra Boyalıca ve Çakırca köylerini de geçip İznik’e ulaşıyorsunuz.

Lakin bir yer var ki, Boyalıca Köyü’ne gelmeden gidiş yönünde sağda, uğramadan geçmeyin derim. Enişte’nin Yeri…

Günler önce bu hafta sonu kaçamağımızla ilgili hayaller kurup planlar yaparken, kahvaltımızı öyle klasik bir yerde yapmama kararı almıştık ahaliyle. Köylük yerde tamamen doğal bir köy kahvaltısı yapmaktı arzumuz. Tam da yolda böyle bir yere rastlayamadığımız için bu hayalimizi gerçekleştiremeyeceğimizi düşünürken ve de karnımızın gurultu sesleri artık ayyuka çıkmışken, karşımıza Enişte’nin Yeri çıktı.

Öyle bir yer ki, adeta gizli kalmış bir cennet. Herkes keşfetmesin, bu güzellik bozulmasın diye yol kenarındaki tabelasının bilhassa zar zor fark edilir şekilde yerleştirildiğini düşünmemek elde değil. İznik Gölü’nün kıyısında, yeşille mavinin iç içe geçtiği, yeşilin daha bir yeşil, çiçeklerin renklerinin daha bir güzel göründüğü, ruhunuza adeta ilaç gibi gelecek bir güzelliğe sahip bir yer Enişte’nin Yeri.

Tabii şehirde gözümün tek gördüğü beton yığınları, içimize çekmeye alıştığımız yegâne şey de egzoz
dumanıyla karışmış oksijen fakiri bir hava olunca, inanır mısınız nereye saldıracağımızı şaşırdık. “Aaaa oooooo!” sesleri çıkararak bir oraya bir buraya koşturduk çocuklar gibi şen. Koklamadığımız çiçek, fotoğrafını çekmediğimiz noktası kalmadı mekânın. Tam da bizler çil yavrusu gibi dağılmışken bahçeye, yavrularını peşine takmış salına salına yüzen ördek ailesi çıkınca meydana, üşüştük gölün kenarındaki kamelyaya.

Derken bir kahvaltı geldi ki sormayın. O sucuklu yumurtanın, o menemenin, tereyağın, balın, ekmeğin, çayın tadı, lezzeti hala damağımızda.

Hem karnımıza hem de gözlerimize ziyafet çektikten sonra yeniden yola koyulduk. Boyalıca ve Çakırca Köylerini geçip, İznik’e vardık nihayetinde de. İznik bizi tarihi kapılarıyla karşıladı. Zamana meydan okuyan bu muazzam kapıları görünce hayran kalmamak elde değil.

Otelimize yerleşip, göl kenarında yürüyüş yapmaktı gayemiz. Zira Amasya’dan da ekibimize katılacak olan dostlarımız gelmeden meşhur Köfteci Yusuf’a gitmek olmazdı. 


Muhteşem göl manzarasıyla şirin otelimiz Çamlık Otel çalışanları bizi kapıda karşıladılar. Odalarımıza yerleşir yerleşmez soluğu göl kenarında aldık.

İnsan başka yerlere, başka başka zamanlara gidiyor bakınca ucunu sonunu görmediğiniz bu dev su birikintisine. Farklı alemlere dalıp gidiyor. Varlığını sorguluyor, gidişatının muhasebesini yapıyor. Göle karşı oturup da bir bardak çayınızı yudumlarken zamanın adeta durduğunu, burada yaşayanların o aheste hayatlarına imrendiğinizi siz de hissedeceksiniz emin olun.

Temiz havanın etkisinden midir, yoksa methini duyduğumuz köftelerin hayalinden midir daha fazla bekleyemedik Köfteci Yusuf’a koşar adımlarla gittik, ekibimizin geri kalanı da bize dahil olunca. Ne göbek, ne diyet düşünmedik ne konduysa önümüze sildik süpürdük afiyetle. Ama öncesinde bir seyir ettik tabaklarımızı, köftelerin o mübarek kokularını çektik sinemize.

Yemek faslı bitince de ondört kişilik ekiple başladık İznik’i gezmeye. Küçük olmasına rağmen o kadar çok tarihi yapıyı içinde barındırıyor ki, açık hava müzesi adeta. Camileri, medreseleri mimarileriyle insanı kendilerine hayran bırakıyor.

İznik deyince tabii ilk akla gelen şey çini sanatı oluyor. Biz de otel resepsiyonundan aldığımız tüyo ile Nilüfer Hatun Çini Çarşısı’na gittik alışveriş yapmaya. Takılar, hediyelikler içinde biz hatun kısmı kendimizi kaybetmişken, beyler avluda kahve içmeyi tercih etti.

Nilüfer Hatun Çini Çarşısı’nın hemen yakınında da Süleyman Paşa Medresesi bulunuyor. Avlusundan içeri girdiğiniz vakit büyüsüne kapılıp, derin bir nefes çekiyorsunuz içinize. Medresede bir yandan çini çalışmaları yapılıyor, ders veriliyor. Bir yandan da el emeği göz nuru çinilerin satışı yapılıyor. Unutmadan söyleyeyim. Alışveriş yapmasanız da mutlaka ama mutlaka avluda oturun ve damla sakızlı Türk Kahvelerinden içmeyi ihmal etmeyin. Gittiğim, gezdiğim her yerde kahve içmişimdir, içerim de. Lakin ne dibek kahvesi, ne Bozcaada da gelincik suyuyla ikram ettikleri kahve aynı tadı, aynı rehaveti verebildi bana.

İznik Gölü’nün kıyısı o kadar bakir ki… Başına buyruk yeşilliklerin arasından sarı sarı gülümseyen katırtırnakları, araya serpiştirilmiş kıpkırmızı gelincikler ile en usta ressamın fırçasından çıkmış bir tablo gibi gözlere hitap ediyor.

Akşam yemeği olarak otelimizin restoranında bizim için özel hazırlanan yayın balığını ve birbirinden lezzetli mezeleri büyük bir keyif ve muhabbetle yedik. İnanın otelin oda fiyatı gibi yemek de cep yakmayan cinsten.

Ertesi sabah da kahvaltımızı otelimizde göl manzarasının eşsiz güzelliği karşısında yapıp, İznik’in manzarasını panoramik olarak izlemek üzere Lefke Kapısından Abdulvahap Sancaktari Türbesi’ne doğru ilerledik. Tepeden aşağı, İznik’e bakınca sonsuzluk önünüzde boylu boyunca uzanıyor hissiyatına kapılıyorsunuz. Öyle ki İznik’i çevreleyen, yüzyıllar önce inşa edilmiş surlar ilelebet var olmaya inatla devam ederken, tek düze hayatlarımızın ne kadar anlamsız olduğunu düşündürüyor.

İznik’e veda ederken dönüş yolumuz uzasın istedik. Dönüşte Yalova’yı gezmeye karar verdik. Bizim
gezmelerimizin genel mantığı “gezelim, görelim”den ziyade, anlaşıldığı üzere “gezelim, yiyelim”dir. Eh biz de gezimizin maksadına uygun bir şekilde “yemeye” Yalova Merkez’deki Divan Kebap’ta devam ettik. İçli köfteleri, iskenderleri, künefeleri mideye bir indirdik ki sormayın. Hiç pişmanlık yok dostlarda, bende de…

İstanbul bizi beklerdi malum. Bir hafta sonu kaçamağının daha sonuna gelmiştik. Sonraki keyifli ve bol yemeli seyahatimize kadar görüşmek üzere herkes evinin yolunu tuttu…

Bu hikâyeden çıkarılacak sonuçlar:

1- Çocuklarımızdan, sevdiklerimizden uzakta çalıntı hayatlar yaşıyoruz adeta. Hep bir koşturmaca, hep bir telaş içindeyiz. Acelemiz var her an. Bir şeylere yetişmeye çalışıp durmaktan sadece bedenlerimiz değil, ruhlarımız da yorgun düşmüş, hayıflanmakta…

Üşenmeyin, şehre yakın yerlere hafta sonu soluk almaya mutlaka gidin. Sevdiklerinizle aheste zamanlar geçirin.

2- İznik olsun ilk rotanız. Tam da mevsimi zira. Göl kıyısında bir bardak çay için, elinizde de kitabınız olsun (Hatta “Günebakan” olsun o kitap mümkünse).

3- Köfteci Yusuf’un köftesinden yemeden, bol bol çini alışverişi etmeden, hele de Enişte’nin Yerinde kahvaltı yapmadan gelmeyin.



1 Nisan 2014 Salı

Soluksuz Okuyacağınız Bir Roman: GÜNEBAKAN


Düz Yazı Yayınevi – Günebakan Tanıtım Bülteni

Eser Adı: Günebakan 
Yazar  : Elif Güçlüten


Yayınevinde kitabın ait olduğu Dizi Adı:  Çağdaş Türk Edebiyatı


Kitabın genel anlamda türü: Yetişkin Edebiyat, Roman

Katkıda Bulunanlar:
Yusuf Gürer (Yayın Yönetmeni)
Mercan Oya İnal (Son Okuma)
Faruk Güney (Mizanpaj)
Gürbüz Çömlekçioğlu/Novoshoot (Kapak Tasarım)
 

 


Çıkış Tarihi : 01.04.2014

Kitap Tanıtım Yazısı :
Günebakan


“Yatağımın karşı duvarında asılı duran, Füruzan’ın resmettiği tabloya takıldı gözüm.

Güneşe doğru yürüyen erkek silueti ve arkasında bıraktığı karanlık… Kansere karşı verdiğim savaşı kazanmamı betimlemişti. Güneş yeniden doğuşumdu. Güneşim annemdi. Günebakanın güneşe olan tutkusu gibi başımı kaldırmış anneme bakıyordum. Keşke bana bu tabloyu ilk gösterdiği o ana geri dönebilsek ve hep o anı yaşayabilseydik.”
 

Herkeste olmayan öyle çok şeye sahipti ki… Parası, karizması, iyi bir işi, tek gecelik ilişkileri… Özenilecek bir hayata sahipti Behiç Buğra Ferruhoğlu. Bir de kansere… 

Herkeste olmayan cinsten… Artık her şey geride kalmıştı. Tek göğsüne sığdırdığı büyük aşkı Füruzan için yaşamalıydı… 

Gelirinin bir kısmı göğüs kanserine dikkat çekmek üzere Meme Sağlığı Derneği MEMEDER’e bağışlanacak Günebakan’ı okurken aşkı hissedeceksiniz.

Tüm kitap satışı yapan internet siteleri ile kitabevlerinde satışa çıkmıştır.

 

25 Mart 2014 Salı

GÜNEBAKAN - ELİF GÜÇLÜTEN



Karşınızda Günebakan...

Benzersiz hikayesi ile hafızalarınızda yer edecek. Son yılların en sıkı aşk romanını okurken boğazınıza oturan yumrunun büyüklüğü tarif edilemez olacak....

Göğüs kanserine yakalanan genç, yakışıklı, varlıklı Behiç'in hayatı bir anda alt üst olur. 

Göğüs kanserine yakalanan bir erkek...

Yaşam mücadelesi devam ederken karşısına çıkan bir masal perisi; Füruzan. Güneşine, Füruzan'ına bakan bir çiçek artık o. Tek göğsüne sığdırdığı büyük aşkı için yaşamak zorunda...

Günebakan, 1-7 Nisan Kanser Haftası içinde siz okurlarının beğenisine sunulacak. 

Göğüs kanserine dikkat çekmek üzere kitap gelirinin bir kısmı MEMEDER'e bağışlanacaktır. 

Hüzünlü bir bahar kitabı Günebakan...


11 Mart 2014 Salı

GÜNEBAKAN

İlk romanım “Günebakan” ile ilgili son gelişmelerden haberdar edeyim sizleri. Aralık ayında yazdığım en son yazıda, Düz Yazı Yayınevi etiketiyle yayınlanacak olduğundan bahsetmiştim hatırlarsanız.

Neler yaptım Aralık ayından bu yana, kısaca bahsedeyim...

Meğer romanın yazma safhası, bana göre, işin kolay tarafıymış. Daha doğrusu buz dağının görünen kısmı imiş.

İtiraf etmeliyim ki kitabı tekrar okuyup, editörün bulguları doğrultusunda revize etme kısmı oldukça yorucu bir süreçti. Zira “Günebakan”ı yazalı bir yıl geçtiği için, o ruh haline dönmek bir hayli zor geldi. Başka birinin gelip de göz bebeğiniz için eleştirilerde bulunmasının yarattığı psikolojiye hiç girmiyorum bile. Nasıl ki bir anne için evladı kusursuz ve mükemmeldir, bir yazar için de kıymetlisidir kitapları. Toz konduramaması da bu yüzdendir yazdıklarına.

Editlenmesi de tamamlandıktan sonra, kitapta yer alacak teşekkür yazısı ile arka kısma konacak özeti vardı sırada. Teşekkür kısmında kimseyi atlamamak için ayrı bir ihtimamlı davrandım. Zira kimse gönül koysun istemedim. Bu süreçte en eğlenceli kısım, arka kapakta yer alacak fotoğrafın çekimi ile hangisinin kullanılacağına karar vermek idi. Hep birlikte karar verdik zaten. Yeri gelmişken twitter ve facebook sayfamdan fotoğraf seçimindeki katılımınız için ayrıca teşekkür ederim.

Bu aralar ise kitabın ön yüzü, yani kapağına çalışıyoruz. İçeriğinin lezzeti kadar, gözlerinize de hitap etmesi en büyük arzum. İnanıyorum ki, güzel de bir çalışma olacak. 

Bakmayın öyle hayıflandığıma. Bu süreç oldukça keyifli ve heyecanlı geçti inanın. Hayatımda bir ilki yaşadım, yaşıyorum da. Mutluluğumu kelimelerle tarif etmek bir hayli zor. Ve bu hissiyatımı sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum...

Yüzdük yüzdük sonuna geldik sevgili okurum. Mart sonu gibi internet satışlarından, Nisan başında ise tüm kitapçıların raflarından temin edebileceksiniz “Günebakan”ı.


Tekrar görüşünceye kadar sevgiyle kalın, okur kalın.

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.