31 Ekim 2013 Perşembe

KIZIMA


Ölüm…

Çaresi, çözümü olmayan, sırf kalbi değil, insanın içinde ne var ne yoksa kasırga misali alt üst eden, tarif edilemeyecek kadar yoğun ve acı duyguları yaşattıran, ruhta bir daha asla doldurulabileceği tahayyül edilemeyen boşluklar yaratan o hırçın, o insafsız, o umarsız son nokta. Kalbini sızlatması yetmezmiş gibi, adeta yarayı elinde okla deşelemek ve acıyı katbekat artırmak istermişçesine pişmanlıkları, keşkeleri, iç hesaplaşmaları da beraberinde getiren dünya üzerindeki en zalim, en acımasız ortak kaderimiz.

Tecrübe edilmiş olsa dahi, bir önceki kaybın yaşattığı ile bir sonrakinin yaşatacağı acının asla birbirini tutmadığı bilinmezliğe doğru çıkılan o karanlık yolculuk. Zamanının geliyor olduğu bilinse dahi, asla hazırlıklı olunamayan, önlemi alınamayan kaçınılmaz…

Geride kalanın ruhu böylesine acı çekerken, yitip gidendeki tin kim bilir ne hüzünler yaşar? Belki geri dönmek ister? Veda edemediyse hoşça kal demek ister… Kim bilir?

Şuan hissettiklerimi nasıl kelimelere yansıtırım bilemiyorum. Sanırım Cahit Zafiroğlu’nun da dediği gibi, “Bilmediğim ve ne yapacağı belli olmayan bir duyguyla hırpalanıyorum boyuna.” İçim acıyor, binlerce kırık cam parçası aynı anda her hücremi kesiyor adeta. Öyle daralıyorum ki, nefes alamıyorum. Boğuluyorum da kimse farkında değil sanki.

Güneş her gün doğuyor, benim kızım ölmüş. Hiç aldırıyor mu bak? Umursuyor mu hiç? Öylesine kızıyorum ki! İstiyorum ki herkes sussun, hayat dursun. Zaman ilerlemesin. Bu acı hiç dinmesin. Hep hissedeyim. Çünkü eğer, acı geçerse unuturum gibi geliyor. Unutursam suç işlermişim, ihanet edermişim gibi geliyor.

Meğer ne soğuk, ne insanın ciğerini delen bir duyguymuş bu. Yeryüzünde ölümün insan ruhunda yarattığı gamdan, daha ağır bir keder yokmuş aslında. Kızım ben seninle tattım bu duyguyu. Ne aşk acısı, ne başarısızlık, ne para, ne mal, ne de mülk kaybının verdiği üzüntü. Hiçbirine benzemezmiş, bunu anlattın sen bana.

Kalbimin kabullenmek istemediği, aklımın reddettiği ölüm. 

Emrihak…

Senin cansız küçücük bedenini görünce, inanamadım. İnanmak istemedim. Gerçek olamazdı bu. Olsa olsa kabus idi. Haykırdım, yalvardım geri versinler seni bana diye. Fakat nafile. Sana yalvardım uyan diye, gözlerini aç da bana bak diye. Ama beni duymadın. Başında bekledim, kalk da evimize gidelim diye. Lakin uyanmadın. Ölümü sana hiç yakıştıramadım benim kuzum. Kıyamadım sana. Bırakamadım oralarda. Anne yüreği kızım, canımdan alın ona verin dedim. Yapmadılar, yapamadılar. Mümkün değildi ki…

Bir tanecik sevgilim, neşe kaynağım, hayat arkadaşım, kızım, çocuğum, aşkım, yavrum… Her sabah olduğu gibi uyandığımız o gün, nereden bilebilirdim ki her şeyin biranda değişeceğini? Seni, benim biriciğimi ebediyen yitireceğimi? Nereden bilirdim o ameliyatın seni benden ayıracağını? Bilemedim. Ah ellerim kırılsaydı da kendi ellerimle götürmeseydim seni. Vermeseydim ölümün soğuk kollarına. Sen bana tüm sevgini vermişken, ben sana ihanet ettim kızım. Affet beni…

Dört yıllık ömrün boyunca sanki tek vazifen etrafına neşe vermek ve girdiğin hayatlara mutluluk katmakmışçasına her daim pozitif, her an enerji dolu, etrafına adeta ışık saçan, minicik yüreğine kocaman sevgiler sığdıran sen, muazzam varlık... Seni nasıl tarif ederim, kelimelere nasıl sığdırırım hiç bilmiyorum. Kelimeler kifayetsiz kalır derler ya, işte seni anlatmaya da, değil kelimeler hatıralar yetmez. Sanki sana haksızlık edermişim gibi geliyor birtanem. Ya eksik söylersem, ya yanlış aktarırsam seni, suç işlemişim gibi geliyor. Senin o hayat enerjini sadece seninle yaşayanlar değil, seni görüp de, kendini senin büyüne kaptıran, belki iki dakika belki de daha az seninle temas kuranlar bile hissetmiştir emin ol.

Şimdi sensiz nasıl yemek yerim, nasıl nefes alırım, nasıl gülerim? Nasıl devam ederim ben? Suçlu hissetmez miyim hiç sanıyorsun? Sen kara toprakta buz gibi yatarken, ben rahat uyur muyum sanıyorsun? Nasıl devam ederim yoluma yol arkadaşım olmaksızın?

Gözlerimin içine senin gibi kim bakabilir şu fani hayatta bebeğim? Kim dinler, kim anlar beni senin beni dinleyip anladığın gibi? Kim gözyaşımı siler? Sessizce, kelimeler olmaksızın telkin eder beni? Kim?

Her gün eve gelişimde dört yıl boyunca ne eksik ne fazla, her Allah’ın günü aynı coşkuyla kim karşılayabilir ki beni? Sen benim kanadım, kolum, yüreğimdin kızım. Bil ki kalbimi de alıp gittin.

Günler geçtikçe senden uzaklaşıyormuşum gibi hissederken, hatıralarının, senin o ışıl ışıl bakan gözlerinin hafızamdan yavaş yavaş, usulca silinip gidecek olmasına nasıl dayanırım? Nasıl baş ederim bu çaresizlikle?

O ev seninle hayat doluydu. Şimdi adeta ruhsuz, soluksuz. Nasıl girerim kapısından içeri o bomboş evin?

İçim seninle öylesine dolu ki, nasıl boşaltırım? Nasıl diner bu acı? Zaman mı? Zaman her şeyin ilacı mı sahiden? Hayır kızım, hayır değil birtanem. Olsa olsa zaman sadece yaşayanları, yitip gidenlere yaklaştıran bir vasıta, bir araç olabilir. Şimdi daha iyi anlıyorum neden zamanın acıyı hafifleteceğini söylediklerini. Beni sana yaklaştıracak olmasında mı bulmalıyım teselliyi?

Yüzündeki her ifadeyi, her mimiği ben bilirim. Kimse bilemez. Her tepkini, her hareketini kalbime kazıdım, kimse silemez güzel kızım. Ne zaman, ne de başka bir nefes… Senin bana o küçücük kalbinle sunduğun sadakati, karşılık beklemeksizin duyduğun sevgi ile adanmışlığı yeryüzünde başka hiçbir varlık veremez.

Her zaman yazı yazmak çocuk oyuncağı gibi gelirken, günlerdir bu yazı yazmaya çalışıyorum. Ama yazamıyorum. Yazıyorum siliyorum, yazıyorum siliyorum… Beğenmiyorum yazdıklarımı. Sana daha iyisini vermek istiyorum. Keşke yazdıklarımı silebildiğim gibi, geriye gidip olanları da silsem. Geçmişe gidip, seni geri getirebilsem. Lakin hiçbir şey seni geri getirmez bilmez miyim? Günlerdir vicdan muhasebesi yapıyorum ve hep ben borçlu çıkıyorum biliyor musun?

İnan belki de ilk defa kendimi ifade etmekte böylesine zorlanıyorum. Seni de sensizliği de anlatmak öylesine zor ki güzel kızım…

Ne yapsam da seni geri getiremem biliyorum. En azından şunu söyleyebiliyorum, seni keşke daha çok sevseydim diyemeyeceğim kadar çok sevdim. Sana olan sevgim, aşkım asla bitmeyecek. Annen seni çok seviyor kıymetlim.

O kadar hayat doluydun ki meleğim, ölüm sana hiç yakışmadı küçük kızım, hiç yakışmadı. Beni affet kendi küçük, ama yüreği kocaman kızım benim. İçi dışı güzel meleğim. Affet anneni…

Bu bir itiraf kızım. Bu bir haykırış, bir isyan. Çığlık, özlem, yakarış. Pişmanlık, suçluluk. Çaresizlik bebeğim. Gözyaşı, hüzün. Bunun adı sensizlik. Bunun adı ölüm…




15.09.2009-24.10.2013

2 yorum:

  1. Ne diyebilirim ki :( Nedense acılar duyguları en kuvveli kelimelerle ifade etme yeteneği veriyor.

    YanıtlaSil

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.