19 Kasım 2012 Pazartesi

Hain Pırasa!

Hafta sonu  sevgili ablam ve erkek arkadaşımla birlikte sinemaya gidelim dedik. Filme karar verdikten sonra, "Cloud Atlas"ı izlemek üzere biletlerimizi önceden aldık. 

Cumartesi akşamı olduğunda minik yeğenlerimle de zaman geçirebilmek adına, ablamın evine biraz erken gittim. Ne de olsa biletimiz akşam 22.00 matinesineydi ve o zamana kadar da biraz "aile zamanı" yapabilirdik.  Ufaklıklarla oynadık, hopladık zıpladık derken bir de baktık ki saat ilerlemiş. Akşam yemeğini yedikten sonra atıverdik kendimizi dışarıya ablam ile. Ablamda çocuklar olmaksızın bekarlık günlerindekine benzer, tadımlık da olsa yaşayacağı bağımsızlık duygusu ve hürriyetin hazzı, bende ise erkek arkadaşımla ablamı ilk kez yüz yüze tanıştıracak olmanın verdiği heyecan ile yola koyulduk...

Erkek arkadaşım ile buluştuktan sonra, girdik Cadde trafiğine. Eee ne de olsa, cumartesi akşamıydı ve tüm İstanbul yine her zamanki gibi sokaklara dökülmüştü. Ethem Efendi'ye doğru güç bela ilerlerken, karnımdan garip sesler gelmeye başladı. Hayır hayır bu heyecandan kaynaklanmıyordu. Bilakis akşam yemeğinde sevgili annemin pişirip ablama yolladığı ve benim de yeme gafletinde bulunduğum pırasanın bağırsaklarıma doğru yaptığı hızlı yolculuğun sesinin ta kendisiydi. Olamazdı, hiç zamanı değildi. Sesim biraz ürkek ve biraz da utanarak çıktı dudaklarımdan, "Benim tuvalete girmem gerek". Ebuş atılıverdi hemen, "Nee?! Şimdi mi?". Bu defa daha kuvvetli çıktı sesim, durumun aciliyetini vurgalamaya çalışırcasına dedim ki; "Evet! Hem de çok ACİL!". Trafik deli gibiydi, adım ilerleyemiyorduk. Mert telaş içinde, ama biraz da muzip bir tavırla en yakın mıntıkayı işaret ederek, "Şurada cami var, durayım mı?" diye sordu.

Ben zaten hareket etmeye ve hatta nefes bile almaya korkuyorum,  zor durumdayım yani anlayın, cevap bile veremiyordum tüm bu konuşmalara. Sadece "tutuyordum". Derken Ebuş'tan sonunda mantıklı bir fikir çıktı ve şöyle söyledi; "Nasılsa filme daha çok var, şurada bir yerde oturalım da, sen ihtiyacını gideriver". Gözlerimdeki ışıltıyı ve hissettiğim rahatlamayı anlatamam.

Erenköy Robert's Coffee'nin önünde ablam ile iniverdik arabadan. Mert de arabayı park etmek üzere uzaklaştı yanımızdan. Ben doğru tuvaletin yolunu tuttum tabi, sıra olmamasını veya dolu olmamasını dua ederek tuvaletin. Ve işte içerideydim, sonunda rahata ermiştim. Hani derler ya, bir insanın en rahatladığı yer tuvalettir diye. İnanın bu doğru. Yüzümdeki tebessümle tam da "keyifteyken", kapı çalındı. "Dolu" dedim. Aradan iki dakika geçti, derken ama bu defa daha sert bir şekilde kapı tekrar çalındı. Kapının çalınış şekline eşdeğer benim de cevap verirken sesimin tonu daha sert çıktı haliyle; "Doluuu!" Bir yandan da dışarıda kapıda bekleyen bayanın, yandaki yine tek kişilik olan erkek tuvaletinden çıktığını düşündüğüm artık eşi midir sevgilisi midir bilemiyorum, beyle olan diyaloglarına kulak kabarttım. Adam kadına sordu; "Sen daha hala giremedin mi?". Kadın; "Yok hala giremedim. Artık içeride ne yapıyorlarsa!!".

"Haydeee ne yapacağım?" diyesim geldi ama soru direkt bana yöneltilmediğinden susmakla yetindim. Derken kapıya tekrar ve hiddetle vuruldu. İçimden de geçiriyorum, insan rahat rahat yapamayacak mı? Artık tutamadım kendimi ve cevabı yapıştırdım;

Ben: Hanımefendi ne yapabilirim sizce tuvalette? Detay mı vereyim size?

Dışarıdaki bayan ısrarla ve homurdanarak;

İsmi belirsiz bayan: Burası umumi bir tuvalet. Özel tuvaletmiş gibi içeride uzun kalamazsınız.

Hay ben sanki keyfimden kalıyorum. Çok meraklıyım küçücük daracık tuvalette kalmaya...

Ben: Hanımefendi keyfimden kalmıyorum. İnsanın bağırsakları bozulamaz mı? 

Hala vır vır birşeyler söylemeye devam eden kadına;

Ben: Daha da detay vereyim mi?

Zaten tuvalete gelinceye kadar ecel terleri dökmüş olan bendeniz, rahatlamanın verdiği o güzel anların tadını çıkaramadan, hatta sinirim tepeme çıkmış vaziyette kapıyı açtım. Kapıdaki kadın hala konuşuyordu;

İsmi belirsiz bayan: 15 dakikadır ne yapıyorsunuz içeride? Olmaz ki canım! Bla bla blaaaa

Durur muyum cevap vermeden;

Ben: Saat mi tuttunuz hanımefendi, tuvalette ne yapılırsa onu yapıyordum.

dedim ve geride bıraktığım koku bombasının içerisine kadının daldığını düşünmenin verdiği hazla ablamın oturduğu masaya yöneldim. 

Ebuş yokluğumda tiramusu ısmarlamış ve hatta son lokmalarını midesine indirirken, Mert'in hala arabaya park yeri bulamadığını duyunca, dedim abla kalk gidelim buradan. O kadının suratını tekrar görmek ve daha fazla gerginlik yaşamak istemiyordum doğal olarak. Mert zaten tur atmış ve bizi bıraktığı yere geri gelmişti. Atladık hemen arabaya hoppp Mado'ya, oradan CKM'ye filmi izlemeye...

Geceyi kokoreçle tamamladıktan sonra, evlerimize yöneldik...

Bu hikayeden çıkarılacak sonuçlar;

1- Public yerlerdeki tuvalette sıradaysanız, ve içerideki çıkmıyorsa. Zorlamayın, beni hatırlayın. İçeridekinin müşkül durumda olabileceğini unutmayın. Durumunuz da acilse, karşı cinsin tuvaletine giriverin. Çözüm yaratan olun.
2- Cloud Atlas'a şiddetle gitmenizi tavsiye etmeyeceğim maalesef.
3- Annecim ellerine sağlık pırasa nefisti ;)




Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.