9 Nisan 2012 Pazartesi

Autodrom, yarattı bende sendrom..


Geçen sene kendi ihmalimden kaynaklanan trafik kazasından sonra, arabamı değiştirmek zorunda kalmıştım hatırlarsanız. Ehliyetimi geri alır almaz, yeni edindiğim Renault aracın şöyle bir güzelliği oldu. Meğer Renault, kendinden araç alanlara bir yıl içinde kullanılmak şartı ile Autodrom firması ile anlaşma yapmış, ileri ve güvenli sürüş teknikleri eğitimi almaları için. Bilmeyenlere Autodrom, Türkiye’nin ilk ve tek sürüş teknikleri eğitimi veren bir kuruluş.

Böyle bir eğitimi alacağım için çok heyecanlanmıştım. Lakin yazın tatildi, gezmeydi, kışın da yağmur yaş vesaire derken bir türlü fırsat bulamamıştım. Hatırlarsınız belki, eskiden Demir Bükey diye bir amca vardı. Her hafta sonu yanılmıyorsan Star TV’de 5. Vites adlı programında, işte karda şöyle gidin, yakıttan tasarruf etmek için şöyle yapın gibi söylemleriyle sürücüleri aydınlatırdı. O zamanlar daha araba kullanmıyor olmamama rağmen, ileride kulağıma küpe olsun diyerekten, Demir Amcayı dinlemek bana büyük zevk verirdi. Nitekim sonraları böylesine gerekli ve de eğitici programların yerini maalesef, magazin programları aldı…
Bahanelerimin tükendiği anda, gitmeden önce Autodrom nerdeymiş, nedir ne değildir öğrenmek için internet sitelerindeki numaradan aradım. En az üç gün önceden arayıp rezervasyon yaptırmak gerekiyormuş. Yeri de Sabiha Gökçen Havaalanının o taraflardaymış. Neyse heyecanlı bir şekilde iş yerindeki arkadaşlarımla “Yaşasın sonunda gidiyorum!” diye tam da konuşurken, içlerinden biri o muhteşem soruyu yöneltti, “Arabalar düz vites miymiş, yoksa otomatik vitesli araba da varmıymış?” Hayır, olamazdı. Düz vites mi? Ama amaaa ben düz vitesli araba kullanmayı bilmiyordum ki?! Yani tamam onbir yıl önce ehliyet alma aşamasında kullanmışlışlığım vardı, lakin o da beş metre öne, beş metre geri gitmekten öte değildi. Hayallerim yıkılmıştı, nasıl yani Demir Bükey’imsi biri tarafından eğitilemeyecek miydim?

Hemen Autodrom’u aradım tabi, fakat ne yazık ki gerçekten de otomatik vitesli araçları yokmuş. Şaka gibi.. Ne var ki, Elo vazgeçer mi? Vazgeçmez tabi ki de. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Bu arada Pazar günü için randevu almıştım, durumu öğrendiğim gün ise Perşembe idi. Yani ne yapıp edip, bu iki üç gün içinde öğrenmeliydim. Offf ne stres. Yani işin sonunda rezil olmak da var. Düşünsenize, oraya ileri sürüş teknikleri eğitimi almaya gidiyorum, fakat daha arabayı kaldıramıyorum. Bu nasıl bir ikilemdir? Hoca bana gülmez mi? Demez mi ki “Kızım bırak ileri sürüş eğitimini, git de sen önce “temel” eğitimi al”?!

Haydeee!! Bir çaresini bulmalıydım ki, bu utancı yaşamayayım. Neyse ki sevgili arkadaşım Mert’e durumu anlatınca, hemen bana yardımcı olabileceğini, sıkıştırılmış bir eğitim paketinden geçireceğini söyledi. Cuma akşamı buluştuk, ve soluğu sahil yolunda aldık. Trafiğe kapalı bulduğumuz ilk boş yerde, geçtim direksiyon başına. Lakin kalkmıyor araba bir türlü. Öksüre öksüre giden bir araba ve ben. Neyse bir kaç deneme sonrası, sonunda muvaffak olmuştum. Vites atmayı da becerdim. “Haydi bakalım şimdi trafiğe” demez mi Mert, işte o an bittiğim andı. Bende bir heyecan ki sormayın, sanırsınız ki onbir yıl araba kullanan ben değilim. Ama yapmalıydım, yapmak zorundaydım. Yoksa Pazar günü halim haraptı. Çıktık trafiğe, sahil yolunun da en cıvcıvlı zamanı. Her yerden araba geçiyor. Zihnimde tekrarlıyorum “Bir debriyaj bir gaz, bir debriyaj bir fren…” Başta güzel güzel gittik, derken sağdan soldan arabalar geçip de, arkamdaki kornayı bastırınca, elim ayağım boşaldı sanki. Araba desen, boğuldu gitti zaten. Ben desen matematik sorusunu çözemeyen küçük bir kız gibi, “Yapamıyorum bennn, gitmiyor bu arabaaaa. Vazgeçtim Pazar günü gitmicemmm ben. Eve gitmek istiyorummm ühühühüh ühühühü” diye vızladığımı ve de panik olduğumu görünce, Mert sağa çekmemi söyledi. Zavallı Mert neye uğradığını şaşırdı tabi, beni öyle görünce. Arabayı sağa nasıl çektim, onu da hatırlamıyorum ya neyse..

Veee Pazar günü geldi çattı. Düştük Autodrom yollarına. Gayet geniş, güzel bir kompleks. İçerisinde carting alanı da mevcut. Sağa sola bakınırken bineceğimiz eğitim araçlarını da gördüm. Küçükken bisiklete binmeyi öğrenirken, bisikletin arkasına takılan ekstra tekerleklere benzer aparatlar vardı araçlarının üzerinde. Derken eğitimi verecek Osman Bey yaklaştı. Demez mi eğitim alacak sadece ben değilmişim, toplam onbir kişi olacakmışız. Üç eğitim aracı varmış ve üçer dörder araçlara bizleri paylaştıracaklarmış. Oldu mu benim heyecan+stres, çarpı dört. Hey Allah’ım, sadece eğitmene rezil olacağım derken, bir de arabadaki diğerlerine de rezil rüsva olacaktım. Görevliye söyledik tabi, “Kardeşim madem biliyordunuz otomatik araç olmadığını, kullanmıyorsunuz da düze vitesi, eee o zaman ne diye geldiniz?” demesinler diye de (demezler de, işte düşünün bendeki psikolojiyi), otomatik vitesli araçları olmadığını sanki orada yeni öğrenmiş ayağına yattık. Hallederiz dediler ama, ben pek emin değildim tabi Cuma gününden sonra.

Pratik eğitim öncesi bir saatlik bir teorik eğitimimiz oldu. Defansif sürüş teknikleri, araç kullanırken kendimiz dışında dikkat etmemiz gereken çevresel faktörlerden tutun da, günlük hayatta sıklıkla yaptığımız hatalara kadar, kula küpe olması gereken, bilinçsiz araba kullanmanın ne kadar tehlike arz edebileceğini anlatan bir eğitim almış olduk. Zaten sloganları “Bugün öğren, yarını yaşa.” O kadar gerekli ve herkesin iştirak etmesi gereken bir eğitim ki, keşke zorunlu kılsalar da ehliyet almadan önce her sürücü bu eğitimden geçse..

İşte o an gelmişti. Bizi üç kişi olarak eğitim aracına aldılar. Özetle eğitmenimiz araçta takılı olan aparatları elindeki kumanda ile yönlendirmek suretiyle kuru zemin, yağışlı, karlı ve buzlu hava koşullarındaymış gibi bir ortam sağlayarak, virajlarda savrulmadan, ve de kaymadan nasıl gidilir, hadi kaydık diyelim vaziyet nasıl kurtarılır bizlere, biz direksiyon başında iken uygulamalı olarak gösterdi. Gösterdi ama, normalde düz vites kullananlar dahi bu kadar savrulup, patinaj yapıp drift attırıyorlarsa, ben ne yapacaktım orası Allah Kerim idi. Tabi ben en sonuncu olmayı tercih etmiştim. En nihayet sıra bana gelmişti. Geçtim direksiyonun başına, neyse boğmadan arabayı ilk seferinde çalıştırttım. Gayet de güzel kullandım. Ama tabi bir de bunu, arkada oturanlara sormak lazım Salavat getirdiler mi getirmediler mi diye. Sadece eğitimin farklı hava koşullarında aynı hızla fren yapıldığında duruş mesafesi nasıl değişiyor, durmak ne kadar zorlaşıyor görme amaçlı yapılan kısmında, sırasıyla yağışlı, buzlu, karlı havada güvenli bir şekilde durdum. Durdum ama en sonuncuda bir daha da kalkamadım. Neyse ki bu durum sertifikamı almaya engel olmadı. Herşey iyi güzeldi ama teessüf ettim gerçekten, insan bir tane otomatik vitesli araç temin etmez mi?
















Haydi şimdi sonuca gelelim:

1- Autodrom’a git, öğren ve kazasız yaşa. Öğren ki, bilinçli kullanasın arabanı.
2- Arabayla oyun olmaz. Bir saniyelik bir ihmalin cezasını hayatınla ödemek istemiyorsan, en basitinden arabada cep telefonuyla konuşma, gazete okuma, hele de makyaj hiç yapma.
3- Autodrom’un kısa süreli de olsa bende yarattığı düz vites sendromunun yerini, sayelerinde edindiğim çok önemli bilgilere, ve güvenli sürüş tekniklerine bıraktı.
4- Eh artık güvenli sürüş sertikası olan bir sürücüyüm, darısı sizlerin başına.
5- Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, pati çekmenin zevkini yaşadım, vallahi güzelmiş. Lakin trafiğe kapalı alanda ;)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.