23 Ocak 2012 Pazartesi

Bir nefes de sen çek..

Hani olur ya, etrafındaki onca kalabalığın ortasında içtiğin su da, yediğin yemek de, sarılıp yattığın, seviştiğin sevgilin de yalnızlık olur. Hani olur ya, boğazına kadar bir boşluk kaplar içini. Her şey tatsız, her şey anlamsız gelir. Monoton iş hayatından, şehrin ömrünü günbe gün tüketen karmaşasından kurtulmak istersin. Nefes alamazsın, kaçasın gelir uzaklara. Hani kafanı dağıtıp, uzaklaşmak istersin her şeyden, en başta kendinden. Hep istersin de, ya cesaret edemezsin bir türlü yapmaya. Ya da vaktin yoktur, yahut paran. Hep hayalin olarak kalacak sanırsın, bu firar planının. Doğayla başbaşa, sessiz, küçük, şirin bir kasabaya yerleşip, sakin ve de sade bir hayat yaşamak. Belki emeklilik hayalindir, emekliliğe de çok vardır. Ömrün yetip de o günleri hiç göremeyeceksin zannedersin.

Ben yapamadım. Sen de yapamadın belli ki, internetin başına geçip bu yazıyı okuduğuna göre. Ama biliyor musun, biri yapmış bunu. Atilla Bey.. Yüzünde yaşanmışlıkların okunduğu,  o çok sevgili İstanbul'u elinin tersiyle itip, kalkıp İznik'te kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde, bir dağ evinde yaklaşık 16 köpeğiyle birlikte yaşamaya başlayan zat-ı muhterem. Hayali olanı gerçekleştirmiş kendisi için. Hatta bununla da kalmayıp, senin benim gibiler için de mümkün kılmış. İki günlüğüne de olsa, her günkü hayatından izin alıp, nefes alabilmen için evini açmış...

İşte biz de bir şekilde haber aldık. Ve koyulduk firar planımızı gerçekleştirmeye. Lakin nereden baksanız üç ay sürdü gerçekleştirmek. Eh malum şehir kalabalık, nefes almak isteyen firari çok. Aylar öncesinden ayırttık yerimizi. Haftasonunda İznik'te Zeytince Dağ Evi'ne gittik benim meşhur bağrıyanık dostlarımla, nam-ı diğer Sansarak tayfası. Dört araba koyulduk yollara, onaltı kişilik bir grup. İçimiz kıpır kıpır, biraz da merakla acaba daha önce fotoğraflarda gördüğümüz gibi midir diye. Nasıl olur bilirsiniz.. İki gün sürecek de olsa, çalışan homosapienler ne zaman uzaklaşmak için bir fırsat bulsa, haftalar öncesinden başlar hayalini kurmaya ve de araştırmaya. Nasıl bir yerdir, nasıl gidilir. En önemlisi ne yenir, ne içilir, gidiş yolunda nerelerde durulup da yine ne yenir, ne içilir.. Bir de tabi geçen çadır maceramızda olduğu gibi yine donar mıyız diye şüphelerimiz yok da değildi hani. Malum mevsim kış, kar var. Hoş bu defa başımızın üzerinde damlayan bir çadır yerine, bir dam olduğunu bilerek içimiz bir nebze de olsa rahat gidiyorduk. Ama dağ evi ne de olsa, doğalgaz olmadığından "Acaba?" demeden de edemiyor insan haliyle...

Biz karayolunu tercih ettik geze geze gitmek adına. Ama siz belki Yalova-Bursa tarafından gitmek isteyebilirsiniz, seçim sizin. Geçen haftalarda epey kar olduğu için yollarda kar olmasını bekliyorduk, hatta zincir bile aldık. Lakin ara ara yağmur yağmasının dışında, hiç bir şey yoktu. Taaa ki İznik'e gelip de, Zeytince Dağ Evi'ne varmamıza sadece ve sadece 300 mt. kalana kadar. Yol boyunca ben kullandım arabayı lay lay lom vaziyette. Derken eve giden yola girdik, aslında çok da kar yok. Fakat asfalt olmadığından vıcık vıcık çamur, ve erimiş karla yoğrulmuş bir şey işte. Gaz verme diyorlar, eee vermiyorum. Ama ıı ııhhh yok saplandık, araba kalkmıyor. Bir de en öndeki araba da benimki, rezalet yani. Usta şoför bendeniz ne yapayım, büktüm boynumu indim arabadan. Direksiyonu beylerden birine bıraktım. Ama hayır, at sahibine göre kişnemiyormuş efendim. Neyse ki sorunun bende olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Suç benim attaymış meğer. Bizim sesimize ev sahibimiz Atilla Bey de kapmış küreği, göründü bayırın tepesinden. Sağ olsun bizim gruptaki beylerle birlikte, ite kalka, çamura bata çıka benim araba nihayet evin önüne kadar çıkabildi. Ardından diğer arabalar da patır patır çıktılar. 

Yüklendik eşyaları, bahçeye geldik. Bizi evin diğer sakinleri karşıladı, bir birinden sevimli köpekler ve koltukta sefa süren tavuklar. Neydi birinin adı?  Fadik... Etrafı zeytinlikler olan geniş bir baçeye sahip, üç katlı bir ev, Zeytince Dağ Evi. En üst katta yatak odaları var, dört adet. Her birinde de bir kaç yatak... Yani kalabalık gidebilirsiniz. Yatak sıkıntısı çekmezsiniz. En alt kat bahçe katı. Kapalı olduğundan, görmediğim için bir yorum yapamayacağım.

Orta kat...Orta katta ne yok ki. Zaten manzara müthiş. İznik gölü boylu boyunca uzanmış yatmış da, siz gelip görün diye, kımıldamadan bekliyor adeta. Etraf orman zaten, bir de bizim gittiğimizde kar vardı. Siz düşün yani.. Üst katın göle bakan cephesi cam, manzarayı geniş bir açıdan izleme imkânı veriyor. Karşıda şömine. Hmmm çıtır çıtır odunların sesi, sıcacık.. Şöminenin dışında odun ve kömür sobaları da oldukça nostaljik. Elimizde şarap kadehleri, yani böyle bir atmosferde, hele de dedik ya İstanbul'dan firar ettik de geldik diye, tam da eksik olan ne diye düşünürken Atilla Bey'in muhteşem Long Play albümünden bir şeyler de çalınmaya başlayınca.. İşte o an, belki de kendinle hesaplaşma anında insan hem hüzünleniyor, hem de Neyzen Tevfik'in şu sözü aklına gelip, "Aman boşverrrr" diyor : "Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer. İçsen de tükenir içmesen de. Bu yüzden hayattan tat almaya bak. Çünkü yaşasan da bitecek, yaşamasan da..." Ne kadar da doğru söylemiş. Çerçeveletip her gün gördüğümüz bir mıntıkaya asmak lazım bu sözü. Malum olur olmaz o kadar gereksiz ve boş şeylere kafamızı takıyoruz ki şu üç günlük dünyada. Haksız mıyım?

Evde soba ve şömine sadece alt katta yandığı için, her taraf eşit derecede ısınmıyordu. Doğal olarak herkes sıcağa, şöminenin başına yavaş yavaş teşrif-i endam etmeye başladı. O manzaranın karşısında inanın içmeden durulmaz. Ateş de olunca yanı başımızda, demlenmek kaçınılmaz oldu tabi. Şöminenin başında keyifli muhabbetlerin ardından, Atilla Bey'in kendi elleriyle hazırladığı yemekler ve imece usulü hazırlanmış salatalar ile donatılmış ve yine ev sahibimizin kendi eliyle yaptığı yemek masasına geçtik. Havadan mıdır nedir bilmiyorum, insan kurt gibi acıkıyor. Yemeğin ardından tabi ki yine müzik, tarçınlı sıcak şarap, doyumsuz muhabbetler ve güzel anların sonsuzlaştırıldığı fotoğraflar..

Beklediğimin aksine gayet sıcak ve rahat bir uyku uyuyup, horozların sesiyle uyandım. Hatta kendi yatağımdan kalktığımdan daha da zinde kalktım diyebilirim size, inanın. Temiz hava, bol oksijen, zamanı sıfırlayan bir mekân...

Ev ahalisi kalkınca kahvaltı sofrası da kuruldu, sucuklu yumurta mı desem, sobada kızarmış köy ekmeği üzerine mis gibi tereyağ bal mı desem bilemiyorum. Bunları yiyip de durulur mu, durulmaz tabi. İki kilometre uzaklıktaki Nüzhetiye Köyü'ne doğru açtık pergelleri karlı patikalardan geçerek gittik. İnsan içine o temiz havayı çektikçe, ne sıkıntı, ne tasa, ne yürek burkup da giden eski sevgili, ne Pazartesi günü yine o başına geçip çalışacağınız bilgisayarınız, ne varsa içinizden nefesinizle birlikte çıkıp gidiyor. Adeta bir terapi. Korna sesi yok, çalan telefon yok, zaman durmuş. Sadece doğa, kuş sesleri, göl manzarası, ve ayağınızın altında toprak.

Yürüyüş sonrası eve dönüp biraz dinlenip, Türk kahvesi keyfimizi yaptıktan sonra yola koyulduk. Güneşin etkisiyle karlar eridiğinden, yeni bir heyecan yaşanmadan patikadan gayet rahat indi arabalarımız.

Nefes aldığımız her anın kıymetini bilmeye bakmalı şu hayatta. Evet belki herkesin zaman zaman deşarj olmaya, hayatından firar etmeye ihtiyacı vardır. İşte öyle zamanlarda çok uzaklara gitmeye de gerek yok, Zeytince Dağ Evi ve sakinleri orada beklemede...

Teşekkürler Atilla Bey, bizi ağırladığınız ve güzel sohbetiniz için..

Kulağına küpe olsun;

1- Sapanca Berceste'de mükellef bir kahvaltı yap. Bunun için de benim yaptığımı yapma, evden çıkarken kahvaltı yapmamış ol.
2- İznik'te çini satan küçük dükkanlardan takı, hediyelik mıncık mıncık şeylerden al. Al ver, ekonomiye can ver.
3- Kestane al. Zira şöminede kestane kebap iyi gidiyor.
4- Neyzen Tevfik'in sözünü unutma, ara sıra içinden tekrarla.
4- Zeytince Dağ Evi'ne gidip, bir "nefes" de sen çek be arkadaş...

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.