8 Eylül 2011 Perşembe

Sadece beş harf...

Ağlarken buldum kendimi. Neden sorusunu kendime sorarken.. Yine aynı soru karşıma çıkmıştı, o cevabını bulamadığım tek kelimeden ibaret soru. Neden?

Boğazımda düğümleniyordu hıçkırıklar. Sebebini bilmediğim ve belki de hiç bilemeyeceğim bu duygu. Acıyla karışık korku. İçimdeki çığlıklar yüzeye çıkmaya çalışıyordu besbelli. Bağırsam da duyulmayan o çığlıklarım. Kalabalığın içinde yalnız olmak mıydı bu korkunun kaynağı? Yoksa hayal kırıklığı yaşamak mı? Ya da  tek başıma oynadığım senaryonun o hiç değişmeyen sonu mu?

Neden?

Bazı anlar vardır hani, hiç büyümemiş olmayı istersiniz. Annenizin koynunda itinayla büyüttüğü o küçük çoçuk olmak istersiniz tekrar hani. İşte öyle bir andı o an. Kaybolmuşluk hissi.. Haykırışlarım içimdeydi, bende saklıydı. Kimselere söyleyememiştim. Kendime bile. Korkmuştum su yüzüne çıkarmaya..

Göz yaşları yüzümden akarken, tüm bu acı da bedeni mi terkedecek miydi usulca? Geldiği gibi hissettirmeden, aniden.. Aktığı yerlerde görünmeyen izler bırakarak...

İçimdeki bu alevi söndürmeye yetecek miydi bu göz yaşları? Peki ama nasıl gelmiştim bu ana? Sebebi neydi?

Beş harfliydi bu acının kaynağı. Hepi topu beş harften ibaret. Nasıl olabilirdi ki?

Başta dikkatimi çekmemişti, ilgilenmemiştim. Çok da önemsememiştim. Bana yaklaştı, ben uzaklaşmaya çalıştıkça. Sanki bedenim aslında tehlike çanlarını çalıyordu, beni uyarmak istercesine.. Fakat ben kaçmak için çok geç kalmıştım. Gardımı indirivermiştim "doğruluk ve hatasızlık" karşısında. Kim yapmazdı ki? Anlamı buydu adının, doğru ve haklı şey. Gecenin karanlığında, denizin kokusu, hafif bir esinti, ve kulağımda onun sesi. Dudakları dudaklarıma değdiği anda, şırıngayla vücuda zerk edilen bir virus gibi her hücreme dağılmıştı. Artık kaçışı yoktu, içimdeydi, bedenimdeydi...

Kendimi bir anda hiç ait olmadığım bir dünyada buluvermiştim. Çıkmak da istemiyordum aslında. Sıradanlığın ötesinde, karmaşık, çözülmeyi bekleyen bir bulmaca gibiydi. Eşeledikçe parça parça kalıntıyı görebiliyordunuz, ama tamamını değil. Merak uyandıran, biraz tehlikeli ama bir o kadar da davetkar.. 

Aslında o da farkındaydı üstlendiğim rolün bana uymadığının. Üzerime uymayan, iğreti duran bir elbise gibi pek de rahat değildim içinde. Ama çözmeliydim bu bulmacayı. Suyun yolunu bulduğu gibi akıyordum. Belki yanlış yöne, ama engel olamadığım bir arzuyla. Biliyordum ki güçlü, umursamaz tavırlı, boşvermişim dünyaya edasının hakim olduğu bu dünyada, derinlerde bir yerlerde çok kırılgan ve hassas, diğerinden apayrı bir öteki dünya vardı. Arada sırada kendini göstermeye çalışsa da diğer karanlık taraf ağır basıp, engelliyordu.  Güçlü gibi görünmeye çalışıyordu, kimsenin alt edemeyeceği, zarar veremeyeceği. Mutlu gibi davranmaya çalışıyordu. İçten içe o da biliyordu aslında, başkaları için yaşadığını, gerçekte mutsuz olduğunu. Maske takıyordu o da, tıpkı benim gibi. Ne ben kendim olabildim, ne o sımsıkı kapattığı kapılarını bana azıcık da olsa araladı. Girmeye çalıştıysam da olmadı, yapamadım. Söylemek isteyip de söyleyemediklerim oldu. İçimde tuttuğum kelimeler...
 
Beceremedim, çözemedim bulmacayı. Usulca ayrıldım, uzaklaştım. Belki de taaa en başından yapmam gerekeni şimdi yapmıştım. Ayrılışım farkedilmemişti belki de. Su aktığı yerde iz bırakmaz ki..

Tüm bu acının sebebi beş harften ibaretti. Sadece beş harf...

2 yorum:

  1. 5 harf bu kadar güzel anlatılır

    YanıtlaSil
  2. Ne yapabilirim ki ben duygularıyla yaşayan bir kadınım..

    Asu Maralman'ın şarkısında dediği gibi;

    Ben duygularımı gönülde yaşarım
    Ben hissetmezsem yolumu şaşırırım
    Hissettikçe daha varım...

    YanıtlaSil

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.