1 Ağustos 2011 Pazartesi

Eyvah Neslim Tükeniyor!

Ben daha mini miniyken almışız yazlığımızı. Sene 1989. O gün bugündür geliriz her yaz. Sıkı yazlıkçıyız sizin anlayacağınız...

Küçükken okulların kapanmasını beklerdik ablam ve ben. Tatil olsa da gitsek, denize girsek, bisiklete binsek, arkadaşlarımızla vakit geçirsek. Geç saatlere kadar oyunlar oynasak.. 

Yazlık arkadaşlıkları ayrı bir güzeldir, hele bir de birlikte büyüdü iseniz. Her sene yazlık ortamında bir araya gelirsiniz. Her sene bir yaş daha büyümüşsünüzdür. Hoşlandığınız yan sitedeki çocuğu tekrar görme fırsatınız olur falan filan. Tatlıdır yazlık ortamı. Hele küçükken daha tatlıdır...

Yıllar geçer lise biter, üniversite biter.. İş telaşı başlar. Artık yazları kalabalık olan arkadaş grubunuzdaki insanların sayısı  yaprak dökümü gibi giderek azalmaya başlar. Gelmemeye başlarlar. Derken, bir bakmışsınız 30'larınıza gelmişsiniz. Bu defa evlilik haberlerini almaya başlarsınız. Bir bakmışsınız yıllar öncesinde kısa paça pantalon giyen, denizde deve güreşi yaptığınız, belki de yaz aşkınız büyümüş de evlenmiş. Ve böylece ne olur, tatil tatil olmaktan çıkar, "Allah'ım ne olacak bana? Yoksa yoksa ben evlenemeyecek miyim?" sorusunu kendinize sorduğunuz bir karabasan halini alır.

Dün plajda şezlongumda oturmuş, güneşin tadını çıkarırken şöyle bir aklımdan geçirdim yazlıkta beraber büyüdüğümüz çocukluk arkadaşlarımı. Kimler bekar, kimler evli.. Kimlerin çocuğu var, hatta kimler ikinciye dönmüş.. Öyle böyle değil herkes evlenmiş. Evlenmez dediklerim dahi evlenmiş. O an nesli tükenmiş yaratık gibi hissettim kendimi. Türüne ender rastlanan cinsinden. Nasıl bir duygudur bu? Sanki konfor alanımdan çıkarmışlar da beni, hiç bilmediğim bir noktada savunmasız, çırılçıplak bırakmışlar gibi. Yüzmeyi bilmiyormuşum da, kendimi okyanusun ortasında buluvermişim gibi. Kendi kendime "Dur ya n'oluyor sana?" dedim. Hakikaten ne oluyordu ki bana? Ben ki o özgür kız, ben ki o "Amannn evlenip de ne olacak ki?" diyen kız, şimdi ne olmuştu da panik atak kıvamına gelmiştim?

Oysa ki, iyiydim ben böyle. Ohh yalnız yaşadığım evimde, kendime göre keyfediyordum köpeğimle birlikte. Başkasına ne gerek vardı ki? Bekarlık sultanlıktır'ın hakkını vererek yaşayan bendeniz bir anda "Evde tek başına + Eyvah, eyvah!!" moduna girmiştim.

Bu ne garip birşeydi? Manasız gelirdi bana herkesin gittiği yoldan gitmek. Herkes yapıyor diye birşeyleri yapıyor olmak. Şimdi ise paçalarım tutuşuyordu, ya kimseyle evlenemezsem, (O terimden hiç hoşlanmam ama, söyleyeceğim) ya evde kalırsam diye. Bu bir life cycle ise şayet, yani "insanlar doğar, büyür, evlenir, çocuk yapar, ikiniciyi de yapar, ölür" şeklinde, benimkisi oldukça kısa olacaktı. Bunu düşünmek o kadar ürkütücü geldi ki bugün bana inanamazsınız.

Algıda seçicilik mi bilmiyorum ama bir anda sanki yeni evli mutlu çiftler sarmıştı dörtbir yanımı. Hatta hatırlarsınız geçen yaz yazıma konu etmiştim yazlık komşumu. O da bu yaz Mr. Bentley ile evlenmiş. Kendisi yazlığa gelmediği için, annesine hayırlısı olsun dediğimde,

Komşu teyze: Darısı senin başına. Sen ne zaman düşünüyorsun kızım?

diye sordu biraz meraklı, biraz da "Vah yazıkkk! Evde kaldı bu kız bak görüyor musun?" bakışlarıyla. Durur muyum hiç,

ŞK: Yok ben şuan için düşünmüyorum. Hem evlenip de dertsiz başıma dert mi alacağım?

diyince, komşu teyzeye kal geldi tabi. Hayır yani neden başka insanların derdidir ki, etraflarındaki bekar insanların başına çorap örmeye çalışmak? Benim anlamadığım, belli bir yaşa gelip de henüz evlenmemiş kişilere sürüden ayrılanı kurt kapar bakış açısıyla bakarak, çoban köpeği misali çembere geri sokmaya çalışmanın anlamı nedir ki?

Bir de şu var mesela, acaba evlenenlerin yüzde kaçı severek, aşkla evlenir? Ya da artık toplum bakısına dayanamayıp, "Tamam ya, tamam. Evleniyorum işte. Gelmeyin üstüme yeter! Bir rahat bırakın.." diyerekten veya işte "Bak görüyor musun benim yaşımdaki herkes evlenmiş. Tüh tüh! Bir ben kaldım. Zaten tatile veya eğlenceye gidecek hiç arkadaşım da kalmadı. Ben hep yalnızım. Napsam?" diyerekten çareyi evlenmede mi bulurlar? Ben hiç böyle bir psikolojiye itileceğime inanmazdım. Güçlü bir insan olarak yıkılmadım, ayaktayım tavrımla meydan okurum sanardım. Okuyorum da aslında.

Neticede her yaz koşa oynaya geldiğim yazlığımız son birkaç yıldır hafif çapta kabusa dönüştü diyebilirim. Bu sene acaba kaç kişinin daha evlendiği, çocuğu olduğu haberini alıp bunalıma gireceğimin endişesi içerisinde soyumun tükenmesini izliyorum. Evlenme fikri şuan için her ne kadar uzak görünse de bana, tabi ki anlaşacağım biri çıkarsa karşıma ben de isterim evlenmeyi. Bu da tam istemem, koy yan cebime gibi oldu ama neyse...

Sonuç olarak evlenmek yalnızlıktan kurtulmanın bir yolu olmamalı. Ya da evlenmemek sonu yalnızlık olan bir hayatı tercih etmek olmamalı. Öyle değil mi?

15 yorum:

  1. Tamam işte harika olmuş yazın.
    Herzaman dediğim gibi herkez yalnız doğar yalnız ölür. Bu ikisinin arasında ki kişilerde sadece sana yalnız oldugunu unuturma cabası icerisinde, sosyal yaşama adapte olmus daha dogrusu geleneklerın dogrulugunu kabulenmiş kişilerdir. Gercekte ise asıl olan birey dir.
    Cok Beğendim Yazını
    Yunus FILIBELI

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler beğenmenize sevindim :)

    YanıtlaSil
  3. Aman, dert ettiğin şeye bak :)
    Bence, doğru zaman ve doğru yerde senin için doğru olan insanla karşılaştığında, hayatının kalanını birlikte geçirmeyi denemekte hiçbir yanlışlık yok. Ama benzer şekilde, bu duruma rastlamadığın sürece tekil olmakta da sorun yok. (Ben evlenmeden önce de gayet mutluydum kendi kendime, şimdi evlilik hayatından da gayet memnunum :))

    Bir de, "Amanın acaba evde mi kaldım" diye telaşa hiç mi hiç gerek yok. Hem, hayatın daha çok fırsatlar, farklı insanlar, seçenekler çıkaracağı bir yaştasın, hem de bazı açılardan "evde kalmak" da çok güzel :))

    Evlenmek yada evlenmemek insanın hayatının güzel-mutlu yada mutsuz geçeceğini belirlemiyor. Önemli olan, evlensen de evlenmesen de o hayatı nasıl yaşadığın.

    Bana kalırsa bunları kafana takacağına, sahildeki kumların, denizin, güneşin ve midyelerin (!!) keyfini çıkar. Gerisi boş, gerisi hikaye :)

    YanıtlaSil
  4. Bu arada, yazlığı çok özlediğimi söyleyemem, yani site yada deniz-kum falan...

    Ama, o küçükkenki halimizi, bisikletle iki dakika yerinde durmayan minikler çetesini, sabahtan deniz kenarına gidip akşama kadar kumda denizde takılmamızı, akşamları dolaşmaları ve kumsalda Coca-Cola ile kafaları çekmeyi özledim :))

    YanıtlaSil
  5. şekerim çok klasik olacak ama bu işler kısmet işi, yani bir gün senin de karşına ayaklarını yerden kesecek biri mutlaka çıkar...

    YanıtlaSil
  6. Emrecim ben de o bıdıklık hallerimizi özlüyorum. Güzel zamanlarmış gerçekten..

    Öyle güzel bir çocukluk geçirebildiğimiz için şanslıyız. :)

    YanıtlaSil
  7. Hamidecim, ya bana kalsa ben evlenmem. Lakin herkes ana yolda gidip de, bir ben patika yoldan gidince, her an kurt karşıma çıkacakmış da beni midesine indirecekmiş gibi geliyor :))

    YanıtlaSil
  8. Tek kelimeyle harika...
    Duygularını anlatırken kelimelere bu denli ustaca hükmedebilen sizi ayakta alkışlıyorum...

    YanıtlaSil
  9. Teşekkür ederim :))

    Böyle feedbackler almak inanın çok mutlu ediyor beni. Ah bir de şu "Adsız" olarak yorum yapan sevgili okuyucular, sizi ayırt edebileceğim isim ya da nick kullansanız da ben de kim ne yazmış, neyi beğenmiş anlayabilsem :)

    YanıtlaSil
  10. Letters to Juliet ...

    Her sahnesinde birşey bulacağına eminim ...

    SD

    YanıtlaSil
  11. İzlemez miyim izledim SD :) Muhteşemdi. Kitap yazasım geldi o filmi izleyince. İmrendim doğrusu ;)

    YanıtlaSil
  12. bir genç kızın ikilemleri,
    .
    okumak zevkli
    .
    beğendim.

    YanıtlaSil
  13. Bu site-yazlık muhabbeti bir tek bizim ülkemizde var herhalde. bu sayede güzel-sağlıklı ve bol hatıraları arkadaşlıkları olan güzel bir gençlik yetişiyor.
    Ama zamanında takıldığın fıstık gibi olan hatunları orası burası sarkmış 2 katı ebatlara ulaşmış görüncede ayrı bir travma oluyor.
    Bu arada evlilik konusunda dert etme, geç olsunda yamuk insanlarla olmasın diyorum :)

    YanıtlaSil
  14. aslında o sevmeden/aşık olmadan ya da uzun süren bir sevgililik dönemi geçirmeden evlenenlerin sonları pek iyi olmuyor. kavgalar, aldatmalar, boşanmalar geliyor. bir de hemen çocuk yaptılarsa tamam. olan onlara oluyor.

    aslında böyle durup dururken evlenirim ya da evlenmem ben demek anlamsız. insanların bu soruyu sorması da saçma. hali hazırda sevdiğin, anlaştığın biri varsa, e aradan uzun zaman geçmesine rağmen hala anlaşıyorsanız, belki ilk andaki aşkınız duruldu ama sevginiz duruyorsa, artık bir aile olmak istiyorsanız(aile olmak = çocuk sahibi olmak değildir, çocuksuz evlilik de olur) evlenirsiniz zaten. yoksa öyle yaşım geldi evleneyim diyerek bir insanla evlenip, aynı evde yaşamak çok zor. belirli bir yaştan sonra ev arkadaşına bile tahammül edemiyor insan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için çok teşekkürler.

      Neredeyse iki yıl önce yazmıştım bu yazı. Sayenizde tekrar okudum. Ve okurken ne fark ettim biliyor musunuz? Zaman insanın fikirlerini, bakış açısını ne kadar çok değiştiriyormuş. Aynı konuda şuanda bir yazı yazsam, inanın çok farklı şeyler çıkar ortaya.

      Tekrar okuduğunuz ve görüşlerinizi benimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

      Sevgilerimle,

      Sil

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.