2 Temmuz 2011 Cumartesi

Sürüş keyfinin değeri: Paha biçilemez!

Altı ay...

Upuzun bir altı ay ehliyetim olmadan, hiç araba kullanmadan geçti "Blackk" gecemden bu yana...

Beni tanıyanlar bilir, araba kullanmaya bayılırım. Keyif alırım sürerken. Hatta bir bayandan beklenmediği kadar da seri ve güzel araba kullanırım. Madem bu kadar iyi kullanıyorsun o halde kaza nasıl oldu, diye sorduğunuzu duyar gibi oldum. O kaza olduğunda "DUI" durumum vardı. O yüzden sayılmaz..

Her yere arabayla giden bir insan olduğum için, ehliyetimin yokluğu bana inanılmaz koydu. Burjuva olmakla ilgisi yok bunun. Alışkanlık meselesi. Anladım ki ehliyetsiz olmak, rakının yanında beyaz peynir ve kavunun olmaması gibi bir şey. Ya da mesela sevgilinizin yanında olup da, ona dokunamamanız gibi bir şey. İstiyorsunuz, ama yapamıyorsunuz bir düşünün.

İşte ızdırapla geçen 180 uzun günün sonunda ehliyetimi almaya, Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü'ne gitmek için bu sabah Ceyda ile buluştuk. (Ceyda'yı siz de tanıyorsunuz artık, Hıdırellez gecesinden.) Sabah uyandığımdan beri karnımda kelebekler uçuşuyordu. Hani sevgiliniz ile ilk buluşmanıza giderken bu hissiyat içinde olursunuz ya, içiniz titrer, garip ama tatlı bir heyecan hissedersiniz. İşte ben de öyle hissediyordum evden çıkarken. Biri için böyle hissetmeyeli uzun zaman olmuştu, o yüzden ehliyet için bile olsa tekrar bu duyguyu yaşıyor olmak iyi geldi diyebilirim. Tanrım ne acınak bir durumdayım. Brehh brehh brehh!

İrade sahibi ve de bilinçli bir birey olarak tabi ki arabayı ben kullanmadım, Ceyda geçti direksiyona. (İtiraf: Arzularıma boyun eğip trafiğe çıkmadan, ara yolda yaklaşık toplamda on dakikayı geçmeyen sürede, iki defa ama sadece iki defa araba kullandım bu altı ay süresince.)  Bu arada araba alındığından beri (trafikte ) benden başka üç kişi kullandı Arap'ı. Ben ona "Arap Atım" diyorum, kısaca "Arap". Neyse sonunda geldik Gayrettepe'ye. Kapıdaki güvenlik kontrolünden sonra girdik içeri. Girdik, ama içerisi sanki terkedilmiş. Hani ben birkaç suçlu görürüm diye hayal ederken, sanki onlar da haftasonu tatil yapıyorlarmış gibi bir tane bile göremedim. Hatta bırakın suçluyu, kimsecikler yoktu. Eeee her zaman emniyete gitmiyoruz, ne yapayım. İşin şakası bir yana, Allah kimseyi düşürmesin tabi..

Biraz daha yürüdükten sonra ilerideki polis memuruna nereden ehliyetimi geri alabileceğimizi sorduk, o da bizi yönlendirdi. Kapılardaki yazıları takip edip, geldik sonunda "Sürücü belgesi geri alma işlemleri" yazan bankonun önüne. Fakat o da ne? Kimseler yok. Tanrım alamayacak mıydım yani ehliyeti mi?!

Birkaç adım ileride, üzerinde "Alkolmetre boşaltım işlemleri" yazan bankonun olduğu yerde bir polis memuru olduğunu gördük. Alkol yazdığına göre kesin buradan da verirler belki diye düşünüp, hemen oraya yöneldik Ceyda ile. Sorduğumuzda, polis memuru buradan alacağımızı söyledi. Sürücü belgesi geri alma tutanağımı ve nüfus cüzdanımı polis memuruna verdik. Ve işte o an gelmişti. Altı ay boyunca bunu beklemiştim. Bana imzalam gereken formları da doldurttuktan sonra, pat diye ehliyetimi çıkarıverdi önüme. Ben de şey diye bekliyorum. Kocamaaaannn bir kasa çıkarıverecek, ve diğer alıkonulan ehliyetlerin arasından benimkini bulup bana verecekti. Ama öyle yapmadı. Sanki hazır beni bekliyormuş pat diye çıkardı. Ne yani ellerinde sadece benim ehliyetim mi varmış? Yılbaşı gecesi ehliyetini kaptıran bir ben mi var mışım?

Polis memurunun bana ehliyetimi uzattığı o an, işte o an.. Muhteşem bi andı. Onu gördüm, benimdi artık. Sevincimi anlatamam. Bu kadar mı özlemiştim? Mutluluktan uçuyordum. Emniyetin koridorlarında kahkahalar atıp, ağzı kulaklarında bir tip düşünün. Oscar ödülü verdiler sanki, o derece mutluydum.

"Shiny, happy person" olarak koştum Arap'a. Geçtim direksiyona. Offfff diyorum, sevgili okuyucum. Sürüş keyfinin değeri mi? İnan bana, paha biçilemez...

Altı ay ehliyetim yoktu. Evet, ama altı ayı sadece taksiye binmediğim için yitip gidebilecek bir ömürle kıyaslarsan eğer, altı ay nedir ki? Sen sen ol, asla alkollü araç kullanma. Yanındakilere de kullandırtma. Çünkü bırak ehliyetine el koymalarını, mala gelen zararı, ziyanı, ya da alkollü araç kullanmadan ötürü kaskonun karşılamadığı giderleri, verdiğin yanlış bir karar herşeyden en kıymetlisi, "canına" ya da başkalarının canına mal olabilir. Sen benim yaptığım hatayı yapma. Bana birşey olmaz deme ve taksi kullan.  Hem eğlencenden mahrum kalma, hem de canından olma.

Unutma asıl paha biçilemeyen tek şey, senin "canındır"...



2 yorum:

  1. hadi bakalım ... güzel hikaye ve sonunda güzel bir uyarı !!! tebrikler :) BEHZAT ÖZMEN

    YanıtlaSil
  2. hayırlı olsun canım, ne derler: bir musibet bin nasihatten iyidir malesef... artık bol bol gezersin "arap"ınla...

    YanıtlaSil

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.