26 Haziran 2011 Pazar

Festivale platform topuklu ayakkabıyla gelen kız...

Ekşi Sözlük her sene kışın düzenlemekte olduğu kutlamalarını, festival niteliğinde yazın düzenleme kararı almış ve ilkini de dün akşam Park Orman'da gerçekleştirdi. Ben ve arkadaşlarım da Ekşi Fest'e NTV davetlisi olarak katıldık. Yok yok benim NTV ile bir alakam yok, keşke olsa idi. Sadece NTV kontejanından davetli olarak evente katıldık... 

Bu arada bilmeyenlere söyleyeyim, Şehirli Kız hafif kokoştur. O akşam da yine şık, aynı zamanda spora azıcık yakın bir mini elbise, ve elbiseye uygun platform topuklu ayakkabı ve  portföyümü de elime aldıktan sonra arkadaşımla buluştuk. Birlikte Maslak'a doğru keyifli yolculuğumuza başladık. Saat 17.00 civarı, sıcaklık 35 derece. Aslında etkinlik 12.00'de başlıyordu, fakat biz daha çok MFÖ konseriyle ilgili olduğumuz için ve onlar da saat 19.00 gibi sahne alacaklarından, bu sıcak havada erken gitmenin anlamsız olduğunu düşündük.

Park Orman'a vardığımızda, etkinlik alanına araç almadıkları için, biz de arabamızı TİM'in otoparkına bıraktık. Derken giriş kapısında şöyle bir etrafıma baktım ki ne göreyim, Allah'ım herkes şortla t-shirtle gelmiş, ayaklarında parmak arası şıpıdık terlikler. Benimse ayağımda, direkt Rumeli Hisarı Konserleri şıklığını düşünerek giyindiğim için, platform topuklu ayakkabılar...

Park Orman'ın taşlı yollarından ceylan misali seke seke, zorla yürümeye çalışırken aklımdan geçiriyorum, "Ekşi sözlükte yarın şöyle bir entry görürsen sakın şaşırma: 'Park Ormandaki festivale platform topukla gelip, yürüyemediği için arkadaşının koluna giren kız durumu' "..

Event alanına geldiğimizde muazzam bir organizasyon düzenlendiğini gördük. Standlar kurulmuş, tırmanma duvarından tutun da langırta kadar bir çok oyun makineleri ve de joglörler. Gayet renkli, cıvıl cıvıl ve tabi ki hepsi genç, oldukça genç insanlar topluluğu. Etrafta hoplayıp zıplıyorlar, oynuyorlar. Zihnimde bir an 90'lardaki R.E.M'in Shiny Happy People şarkısının sözleri çınladı "Shiny happy people holding hands. Shiny happy people laughing". Baktık hava çok sıcak, eh yürümek de pek kolay değil topuklarla, kendimizi Kafe Pi'ye attık. Hem daha sakin, hem de gölge. İçimizin geçtiğini ve de yaşlandığımızı işte o an anladım. Millet oyun oynayıp, güneşin kavurucu sıcaklığını takmazken, biz hımbıl hımbıl yiyeceğimizi alıp, kuytu bir köşeye çekilmiştik.

Derken sahneye adını hiç duymadığım, şarkılarını ise hiç bilmediğim Multitap grubu çıktı. Çıktı ama inmek de bilmedi sahneden. O arada diğer iki arkadaşımız da bize katıldı, ve grubumuz tamamlandı. Ardından kafamın götürmediği şarkılar çalan, Archive DJ Set performansını sergiledi. Saat onbire doğru eh artık çıksa MFÖ de kulağımızın pası silinse dediğimiz sırada, bir de baktık ki konser alanına, deli gibi bir yağmur yağmaya başlamış. Tabi biz Kafe Pi'de oturduğumuz için, korunmuştuk yağmurun azizliğinden. Konser alanında ise herşey uçuşuyordu, fakat sıcağı umursamayan o "shiny happy people", yağmuru da tınmayıp eğlencelerine devam ediyorlardı kaldıkları yerden. Yağmurdan kaçanlardan bazıları etkinlik alanını terk edip, bizim bulunduğumuz yere atıvermişti kendini. Ve sonunda 23.15 civarı efsane grup MFÖ sahne aldı. Beklemeye değmişti. Ene güne karşıyla başlayıp, asabiyim ben ile devam ettiler. İşte o an ne yaş farkı vardı, ne yağmur, ne de rüzgar. Hep bir ağızdan söyledik o eskimeyen şarkıları. Çocukluğumda dinlediğim Mecburen'i söylerken daha bir anlamlıydı sözleri;

"Erken kalkmak mecburen
İşe gitmek mecburen
Eve dönmek mecburen
Mecburiyetten"

MFÖ şarkılarıyla aldı götürdü bizi geçmişe, çocukluğumuza, gençliğimize, hatıralara. Muhteşem bir performanstı. "Bu sabah yağmur var İstanbul'da" şarkısının,

"Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye
Anne sözü dinler gibi masum
Ağladım bu sabah
Günler dayanılmaz oldu
Senden uzak olunca "

sözleriyle Mazhar, Fuat ve Özkan belli ki daha çok nesillerin tüylerini diken diken edecek, duygu selleri yaşatacak...

Yağmurun azaldığını görünce fırsat bilip, arabamızın yolunu tuttuk. Islandık, üşüdük belki ama, her saniyesine değdi.

Teşekkürler MFÖ. Teşekkürler Ekşi Sözlük..


http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=24248882

24 Haziran 2011 Cuma

Karga Karga Gakkk Dedi!

2011 yılına tatsız bir kaza ile başladım biliyorsunuz. İlerleyen zamanlarda da keyif kaçırıcı olaylar süregeldi. Aslında öyle uğursuzluktu, lanetti, bu tip şeylere inancım yoktur. Hadi dürüst davranayım pek yoktur. Bir şeyin üstünden geçtim de farkında olmadan, bu seri olaylar mı başıma geldi, ve gelmeye de devam ediyor bilmiyorum. Tam diyorum ki, "Hıhh tamam, artık bundan sonra da bir şey olmaz." derken bir bakıyorum, hani şey gibi bu, gerilim filminde kötü karakteri esas kız veya adam öldürür de, daha doğrusu öldürdüğünü sanar da, biz seyirciler de tam ohhhh sonunda bitti deyip, rahat  bir şekilde arkamıza yaslanırız. Tam o anda kötü karakter bööhhh diye tekrar canlanır ve o anda adrenalin seviyemiz en üst seviyeye gelir de "Yok artık bu kadarı da olamaz!" dersiniz ya, işte bu sabah bana da aynısı oldu. Tam uğursuzluklar, terslikler son buldu diyordum, çöldeki bahtsız bedeviyi bile geride bırakacak bir olay geldi başıma..

Sabah her zamanki gibi işe gitmeden önce köpeğimi dolaştırmaya çıkmıştım. Evimin bulunduğu sokağın biraz ilerisindeki paralel sokakta yürüyorduk. Derken bir bayanın telaşlı telaşlı, hızlı adımlarla yanımızdan geçtiğini gördüm. Belli ki bir yere yetişmeye çalışıyordu, acelesi vardı. Derken kapkara bir karga arkasından pike yaparak ve neredeyse başını teğet geçtiğini gördüm. Kadın farketmedi ve ilerlemeye devam etti ki, tam o sırada karga tekrar pike yaptı ve kadının kafasına saldırdı. Kadıncağız şaşırmış bir halde, korkuyla kendini kargadan kurtardı ve hızla uzaklaştı.

Ben şaşakaldım tabi. Herhalde kadının hızlı yürümesi dikkatini çekti diye düşünüp, Puffy ile yürümeye devam ettik. Tabi ben nereden bileyim, sıradakinin ben olduğumu. Bir anda arkadan saldırıp kafama pençelerini öyle bir geçirdi ki, bağrışlarım ve ellerimle onu uzaklaştırmayı başardım. Karganın öfkesinden ben de nasibimi almıştım.

Kendimi Alfred Hitchcock'un Kuşlar filminin bir karesinde gibi hissettim. Elimi başıma götürdüm, kanıyordu. Karga tekrar saldırabilir diye etrafıma baktım ki, simsiyah bakışlarını üzerime dikmiş, konduğu arabanın üzerinden bana bakıyordu. Adeta yüzümü hafızasına kazıyordu. Duymuşsunuzdur kargalar kindar hayvanlardır. Eğer bir zararınız dokunursa ona veya yavrusuna, unutmaz. Sizi bir şekilde bulur, intikamını alır. Ve dahası kargaların yüzlerce yıl yaşadıkları söylenir. Hoş benim bir zararım dokunmamıştı ona ama. Sanıyorum birine benzetti beni. Şaka bir yana, hemen polikliniğe gittim. Başıma batikon sürdüler. Bana sordukları sorular da ayrı bir hikayeydi zaten. Kaç karga saldırdı? Grup halinde mi saldırdılar? Ne yapıyordunuz karga size saldırdığında? Karganın eşkalini de soracaklar diye bekledim açıkcası, lakin sormadılar.

Pansuman bittikten sonra ofise, işe geldim. Heyecanla anlatırken, tetanoz aşısı olmam gerektiğini söyledirler. Apar topar yakındaki hastanenin acil servise gidip, aşımı oldum.

Kargaların laneti eksikti bir, o da oldu. Bakalım daha neler neler gelecek başıma. Hayır benim anlamadığım bu defa araba da kullanmıyordum, yayandım. Ve alkol de almamıştım. Negatif enerji filan da yaymıyorum ki evrene, negatif şeyler beni bulmasın diye. Yani şakralarım da tamamen pozitif enerji yayacak şekilde açık. Artık tek dileğim 2011 yılının tüm bu gariplikleriyle, yenileri de eklenmeden ve tabi ki başka bir karga saldırısına maruz kalmadan usulca sona ermesi...

9 Haziran 2011 Perşembe

Namuslu Erkek

Eskiden namuslu erkek diye bir kavramın yer yüzünde hiçbir tarih döneminde var olmadığını düşünürdüm. Meğer bunca yıldır inandığım, bildiğim şey doğru değilmiş. Gerçekten namuslu erkekler de yaşarmış…

Namuslu erkekten kastım, tek eşli olmayı becerebilen, hiçbir akıl çelmeye gelmeyen, tahriklere kapılmayıp iffetini korumayı başarabilen, aldatmayan, soyuna az rastlanır erkek profili. Kulağa aslında olmazmış gibi geliyor değil mi? Malum erkek soyu her çiçekten bal alan, daldan dala konan, Sultan Sülüman misali geçmişten gelen “harem sahibi olma genini” bünyesinde barındıran bir tür olduğundan, insanın hiç mi hiç inanası gelmiyor.

Ama bütün bunların, artık adına hipotez mi dersiniz, karine mi dersiniz bilemem, hepsini çürüten, ve de türüne ender rastlanan zat-ı muhterem kişiyle tanışma şerefine nail oldum. Bizzat değil canım. Zaten nerede bende o şans? Anlatılanı aktaracağım size ve tabi ki isim vermeden...

Esas kızımız P.A. hoş, alımlı fıstık gibi bir çıtır. Giydi mi minileri, yerleri gökleri yerinden oynatırmış attığı adımlarıyla... Namuslu erkeğimiz de yımırta gibi bir çocuk… Karizmatik ve cool tavırlarıyla geçtiği yerden adeta rüzgarlar estirip, tüm kızların bakışlarını üzerinde toplamaya yetecek Allah vergisi bir görüntüye sahip imiş. İkisi de aynı şirkette, farklı departmanlarda çalışıyorlarmış. Gönül koymuş kızımız N.E.’ye (Namuslu Erkek’e yani), bir şekilde görmüş beğenmiş. Binanın içinde, asansörde rastlamaya görsün kızın kalbi booomm booom diye atar, vücudunun her hücresine ateşler basarmış. O kadar kimyası uyuşmuş yani. Nasıl olur, bir iki görmeyle demeyin, oluyormuş işte.

Fakat maalesef ortak arkadaşlarından öğrendiği kadarıyla çocuğun bir sevgilisi varmış. Kendine o kadar güveniyormuş ki kız, bir şekilde bu çocukla konuşabilse, aynı ortamda olsa ve kendini gösterme fırsatını yakalasa, belki de bir şeylerin başlangıcı olur diye düşünmüş. Ama ne yapmalıymış?

Şehirli Kız: Naber Pcim, Nasılsın? Naptın bana daha önce anllattığın şeyi? Karar verdin mi?

PA: Ya bilmiyorum, napcağıma karar veremedim henüz. Yani facebook’tan pat diye mesaj atsam, ya da friend request yollasa bariz asıldığım belli olcak çocuğa.

ŞK: Eh yani, biraz öyle olur..

PA: Sonra aklıma linkedin geldi. Hani bu site daha bir böyle business ortamı. Hem aynı şirkette çalışıyoruz falan filan

ŞK: İyi de hani sevgilisi vardı çocuğun. Yollasan nolcak ki?

PA: Ya yok kızım ya, ben bir konuşayım. İçim rahatlar en azından, keşke yapsaymışım demem sonra…

ŞK: Peki bakalım sen bilirsin, ama sonunda üzülen sen olacaksın gibi bir his var içimde. Sonra gelip omzumda ağlama..

Neyse bizim kız dinler mi hiç? Dinlemedi tabi. Dediğini yaptı, linkedin’den request yolladı. NE de kabul etmiş. Böylece ufak ufak mesajlaşmaya başlamışlar, aynı kurumda çalışmanın verdiği rahatlıkla. Arada bir de kahve içmişler. Eee diyeceksiniz, nerede bunun namusluluğu? Yok işte, öyle değil. Başkası olsa öteye “götürmeye” çalışır. Lakin Namuslu Erkeğimiz hep sınırlarını bilmiş, kendine atılan şutların gol olmasına asla izin vermemiş. Şunu da belirteyim esas kızımız normalde asla böyle şeyler yapmayan, gayet halim selim bir hanımefendi. Gönül işte ne diyebilirsiniz ki?

Aradan zaman geçmiş ve bir gün PA tatildeyken mail atmış…

PA: Naber?

NE: :) Sıkıntılı… Senden naber?

PA: Sıkıntılı mı? Aaa yazık sana. Bense tatilde uzanmışım kumsala yapıyorum :)) Oppsss! Bunu söylememeliydim dimi? :P sen şimdi orda takım elbiseni giymiş otururken, ben plajda rahat rahat oturuyorum. Ama sen takım elbise giy ya, yakışıyor sana. Hoş kotlu görmedim seni, o yüzden yorum yapamıyorum.

NE: Neeeeee tatil mi???? Kendimizi “suit up” diyerek teselli edelim ;) Şımartıyorsunuz beni hanımefendi, takım elbise olmadan dışarı adımımı atmam bundan sonra :)

PA: Ehehehhe. Bi dakika yaa. Ama amaaaa sen takım elbise giymeden çıkmam diyosun da, bunun bana bi faydası yok ki ben göremedikten sonra..

NE: Ama görünmemi istemiyolar benim :(

PA: Kimler istemiyo? Yoksa yoksaaaa sen de mi yasaklı siteler listesindesin?

NE: Yasaklı siteler güzel tanımlama ;) efet Türk Telekom tarafından bi süreliğine engellendim ben…yayın hayatımıza bi süre ara vereceğimiz için siz değerli izleyicilerimizden özür dileriz, yayın akışımıza tarihte büyük keşifler adlı belgesel yapımla devam edeceğiz …;) ben de orda, uzaktaki takım elbiseli adam olurum. Olmaz mı?

PA: Hmmmmmm. Demek o yüzden böyle bi uzaksın sennn. Ben de diyorum alla alla niye hiç yüz vermiyor, hem de benim gibi birine. Böyle de self confidence’ı high bi insanım işte :P ama işe yaramadı tühh :( Şirket el değiştirirse hisse almak isterim, halka arzı ilan edilirse tabi ki :)

NE: Efet, yoksa bu kadar ifadesiz ve soğuk bir tip olarak hatırlanmak istemem :) Bi dahaki sefer…:)

Ve böylece esas kız bu işin sonunun olmayacağını anlamış ve Allah sahibine bağışlasın diyerekten kendi yoluna gitmiş. Namuslu Erkek de ilişkisine devam etmiş…

Demek ki neymiş, erkeklerin hepsi uçkur peşinde koşmazmış. İki kıkır kıkıra, bir yandan gülüşe tav olmayacak kadar iffetli, adam gibi adamlar da varmış hayatta. Allah’ın her kadın kuluna böylesine kaya gibi birer namuslu erkek nasip etmesi dileğiyle “Amin” diyorum..

Bu arada bu yazı tarihsizdir. Hayatımın zamanı belirsiz olan bir döneminden alıntıdır. Şimdi hadi buyurun bakalım bulun kimmiş bu kişiler? Bulamazsınız, hiç boşuna uğraşmayın. Zaten niye söyleyeyim ki? Hem belli mi olur, belki ileride böylesine az bulunur bir nimetten faydalanma hakkı bana da geçer. Kim bilir?



Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.