29 Temmuz 2010 Perşembe

Magnumumu kendim aldım, Bentley kazanma şansımı kendim yakaladım..

Her çalışanın rüyasıdır yıllık izinler, bayram tatilleri ve bilumum bir iki günlük kaçamaklar. İşte ben de bütün sene, ucunda tatile ulaşma hayaliyle çalıştım çalıştım çalıştım. Küçük çalışkan karınca misali..

Derken o gün geldi. İşten, en önemlisi İstanbul'dan uzaklaşma fikri bile insana pozitif enerji verir bilirsiniz. Ama ne yazık ki sayılı gün çabuk geçer, bir o kadar da tatlı..

Şehirli Kız tatilde boş durur mu tabi? Gezdi, gecelere aktı, Gossip'te eğlendi, cumbul cumbul yüzdü. Elinden margaritası, martinisi düşmedi Sarımsaklı'nın sıcak yaz akşamlarında. Cunda'daki Nesos'da papalina yedi, rakısını içti. Komediler yaşadı her zamanki gibi. Haydi bir tanesini sizlerle paylaşayım da, şu sıcak İstanbul günlerinde kafanız dağılsın.

Eh ayıptır söylemesi, 18 günlük bir tatildi gittiğim ve de bitmedi bir 15 günüm daha var. İşte bu 18 günden bir gün, seksi bikinimle plajdan eve geldim iki adımda ( ayyy havamı da atayım), bir de ne göreyim.  Bizim evin önünde bir Bentley park etmemiş mi? Aha dedim, hani az önce yediğim magnumun şifresini yollamamla, Bentley'min gelmesi bir olmuş. Yalnız renk altın sarısı değil, gümüş gri. Bir de cabrio değil. Neyse dedim Bentley Bentley'dir. Şaka bir yana sonrasında öğrendim ki bizim yan komşunun kızının sevgilisininmiş. Yaaaa olaya bakın. Ben daha sayılı izin günümde terfi alabilmek için koca koca kitapları yaz sıcağında okumaya devam edeyim. Yaş olmuş kaç? Millet de sevgilisinin Bentley'inde alemlere aksın. İş mi bu yani? Hak mı? Adalet mi?

Olayı daha fazla dramatize etmeden, bahsi geçen girl nextdoor'u anlatayım size. Aile Soma'lı (Manisa), anne baba çocuk doktoru. Beste ise üniversiteyi kazandığından beri İstanbul'da yaşıyor, 1978 doğumlu. Annemden aldığım istihbarata göre de tanınmış bir firmada Genel Müdür pozisyonunda  çalışıyormuş. Senelerdir de bizim oralar hanımefendiyi kesmediğinden yazlığa gelmez, ver elini Çeşme ver elini Bodrum yapar. Zaten nasıl oldu da geldi derken, öğrendim ki yine önce Bodrum, sonra Çeşme'ye gitmişler. Sonra bizim oraya gelmişler pit stop misali, İstanbul'a geçeceklermiş.

Hee bu arada, kızı da bir görseniz. Kara kuru, kavruk, kitipiyosun önde gideni, paçozun ta kendisi. Hani ben erkek olsam, ve dünyada kalan son kız o olsa. Ayy düşüncesi bile ürkütücü. Çocuk ise, yani Bentley'nin sahibi, esmer, iri yarı, hoş, çekici, karizmatik.. Yani boşta olsa, tam benim tipim diyeceğim. Efendim, ne dediniz? Evet kıskandım, hatta kıskancımdan çatladım. İşte söylüyorum, sinir oldum. Kız da zaten kaldıkları iki gün boyunca beni potansiyel tehlike olarak gördüğünden, erkeğinin yanından bir an için bile ayrılmadı. Hatta adeta yapışık siyam ikizi gibiydiler, sürekli ellele. Çalacaklar sanki. Töbe töbe... Allah çirkin şansı versin, ne diyeyim.

Sonrasında ne mi oldu? Yok yok, öyle düşündüğünüz gibi bir aşk üçgeni olmadığı gibi, ihtiras rüzgârları da esmedi tabi ki. Sevgili komşularımız oğlana bir hizmet, bir hizmet görmelisiniz. Hayır benim babam, ben erkek arkadaşımı yazlığa getireceğim, aynı evde kalacağız filan, asla izin vermez. Yaşım kaç olursa olsun, isterse çocuğun Maserati Quattroporte marka arabası olsun ve de Ezel'e benzesin, mevzu bahis bile olamaz böyle birşey.

Yani özetle ben anca kem gözlerle baktım kıza. Kızdıkça kendime, magnum yedim ve plajda dersime çalışmaya devam ettim. Hem kim bilir, bakarsınız Bentley Continental magnumdan bana çıkar da, "tek taşımı kendim aldım, tek taşımı kendim taktım" misali biner gezerim sapsız çöpsüz..


7 Temmuz 2010 Çarşamba

Armut + Sap + Üzüm + Çöp = Elde Var Sıfır

Yazmayacağım bu konuda demiştim ama vallahi tutamadım kendimi. Ama benim yerimde siz olsanız, inanın siz de aynısını yapardınız. Okuyunca sebebini anlayacaksınız.

Evet konumuz "ilk buluşmalar ve tabi ki bir buluşmada yapılmaması gerekenler"...

Malum "I'm young, I'm single and I love to mingle" modundayız ya bu aralar. Yani Türkçe meali efendim, gencim, bekarım, ve de ortamlara karışmayı, gezmeyi seviyorum. Eh dolayısıyla da alternatifleri değerlendiriyorum. Ne de olsa yalnızlık Allah'a mahsustur, öyle değil mi?

Neyse gelelim size anlatacağım örneklerden ilkine. Anlatılanlar yaşanmış olaylardan alınmış olup, kişi isimleri gizli tutulmuştur, bilginize..

Efendim muhterem şahıs (X diyelim ), çalıştığım iş yerinden. Hoş pek taraftar değilimdir iş ortamında olan birlikteliklere, ama istisna yapayım dedim. Aynı yerde çalışıyor olduğumuz için, hani referansı olması ve kariyer sahibi olması dolayısıyla +1 puanı kaptı. Neyse buluşma günü öncesi X aradı beni. Şu sıralar duymayalı çok olmuştu, o yüzden şaşırdım. Dedi ki "İstersen alıyım ben seni". Sevgili beyler, aaa yok öyle bir şey, bizler centilmeniz ayaklarına yatmayın hiç. Artık günümüzde, hele de kızın arabası varsa, teklif bile etmiyorsunuz. Halbu ki erkeklik öldü mü? Nerede nezaket, nerede düşünce? Erkeklikle ne alakası var canım da demeyin, var işte. Neyse konumuza geri dönelim fazla dağılmadan.

Ne demiştik, beni evden almayı teklif etmişti. Eh ordan da bir +1 puan kaptı. Gerçi ben dışarıda olacağımdan almasına gerek olmadığını söyledim, ama olsun düşünmesi yeterliydi. Her şey süper gidiyor. Acayip pozitif bir moddayım. Armut, sap, üzüm, çöp mevzusunu attım kafamdan tamamen. Yok kısa bacaklı sevmem, yok ense tıraşı düzgün değil, ortak noktamız yok... Hepsi fasa fiso dedim kendi kendime ve bu sefer olacak ümidiyle yola koyuldum.

Allah için bekletmedi beni. E bu da önemli bir şey mesela. Yani kadın/erkek farketmez aslında. Karşındaki kişiyi bekletmemek gerek, hoş değil. Ama tabi erkek olarak birazcık önce buluşma yerinde olmak lazım. Ki X de öyle yaptı. Ve bir +1 puan daha kazandı. Nereye gittiğimizi de söyleyeyim, Kalamış Divan. Seçim de güzel. Başladık konuşmaya, tabi iş yerleri aynı olunca vazgeçilmez konu öncelikle "iş" oluyor. Sanki bilmiyoruz neler yaptığımızı birbirimizin, sanki önceden istihbarat yapılmamış. Sonrasında nelerden hoşlanıldığı, ortak nokta bulma arayışları ve benzer konularda muhabbet.. Bu arada şahıs X, konuşurken çok mimik yapıyor. Başladı mı benim de kaşım gözüm oynamaya. Hay Allahım, engel olamıyorum kendime. Bakmamaya çalışıyorum. Lakin olmuyor. Başka şeyler düşünmeye çalıştım ben de, ne yapayım..

Neyse ki konu bulmada sorun yaşamadık, konuşmasına konuştuk. Lakin hiç ortak noktamız olmadığını ikimiz de anladık. Ama baştan kendime söz verdim ya. Elo, bak önemli değil ortak nokta filan, hem ortak noktaya sahip olanları da gördük diyerekten eksi yazmadım X'e.

Kalamış Divan'da idik dedim ya, böyle hava da ışıl ışıl, sıcak.. Bahçe kısmında oturuyoruz, oturuyoruz da, saat geçtikte güneş yerini değiştirmeye başlamaz mı? Gözüme güneş girmeye başladı. Belki de bu bir işaretti, kim bilir. Şimdi iyi de ne alaka demeyin. Okumaya devam edin. Normalde çarpraz oturuyorduk. Güneş gelince gözüme, mecburen yer değiştirmek zorunda kaldım. Hay girmez olaydı güneş gözüme. Arkamı güneşe dönecek şekilde yerimi değiştirdim. Muhabbete devam, gülüyoruz filan. Aman tanrım! Bir de ne göreyim, X'in dişinde kocaman bir parça yiyecek artığı. (Yemek yemiyorduk, kahve içiyorduk. Yani öncesinden kalmış.) Yufff yani dedim, kusura bakmayın dedim vallahi. Tabi içimden, ama benim surat düştü. Yani sen buluşmaya geliyorsun, eh bir zahmet dişini fırçala da gel değil mi? Eeee sen ilk buluşmada böyleysen, sonrasında nasıl olursun X? Bir yandan da kendime verdiğim sözü aklımdan geçiriyorum sürekli. Armut sap üzüm çöp, armut sap üzüm çöp. Yok Elif yok, olmayacak.

Sonuçta daha sonra ne ben X'i aradım, ne de X beni aradı. Demek ki ikimiz de birbirimizden elektrik alamamışız. Şimdilerde iş yerinde nerede karşılaşsak, kafasını kuma gömen deve kuşu modundayız. İşin garibi, eskiden bu kadar çok rastlaşmazken, şimdi daha çok rastlaşır olduk...

Gelelim ikinci vakaya. Kişi Y. Ama bakın bu Y, olay yani. Kısaca bilgi vereyim hakkında kendisi armatör, Boğaziçi Turizm mezunu, herkes beni tanır bilir havalarında biri. Aslında anlatacağım ilk buluşma değil. İlki ve ikincisi Bebek'te olmuştu, Lucca ve Sortie. Sortie'de VIP'den geçmek hoştu ne yalan söyleyeyim. Şimdi anlatacağım ise şans vermek adına olan bir buluşmaydı. Eh be artık sen de ne istiyorsun demeyin. Nedenini anlayacaksınız az sonra...

Yer Fenerbahçe. Günlerden Pazar. Saat 15 suları. Oturduk masamıza, divanlı masalar oluyor ya, işte onlardan. Garsonumuz geldi, ve sordu (Diyalog şeklinde yazacağım bundan sonrasını):

Garson: Ne içerdiniz?
Y(Bana döndü ve sordu): Şarap içeriz değil mi?
Ben: Hayır, teşekkürler ben içmek istemiyorum.
Y: İçeriz içeriz. İçersinnnn. Yalnız ben "yerli" şarapları pek bilmem, sen ne tavsiye edersin?(garsona soruyor yani)

(Allahımmmm!! Ayyy en nefret ettiğim şey, hergün yabancı içkilerden içiyor ya. Offf yerin dibine battım. Neyse garsonumuz tavsiyede bulundu, siparişi aldı ve gitti. Bir müddet sonra elinde iki kadeh geri döndü. Çileye devam. Hayır neyi ispat etmeye çalışıyor, anlamıyorum ki..)

Y: Aman sen ne yaptın? Sıcak içilir mi şarap yaz günü. Hadi git soğut da gel.

(Kum nerede? Kafamı gömücem de..... Bu arada siparişimizi verdik, Y Cafe de Paris söyledi kendine. Benimkini boşverin.)

Veeee siparişler geldiiii...

Y (Garsona): Ama bu olmamış ki, Cafe de Paris'nin sosunda dereotu olmaz ki! Hem  patatesi az bunun, daha fazla olurdu. Sizin şef bu işi bilmiyor.
Garson (garibim ne yapsın, müşteri memnuniyeti önemli tabi): İsterseniz patates ekleteyim beyefendi.
Y: Yok sen ayrı bir tabağa koy da getir.

(Bu bir kabus mu, bitmek bilmeyen? Dayanamadım, oradan uzaklaşmalıydım o an. Yoksa elimden bir kaza çıkacaktı. Lavaboya attım kendimi. Ve bir müddet sonra yerime geri döndüm.)

Y: Düştün mü?

Neeee? Nasıl? Yani bakın görün. Olayın aldığınız eğitim, kültür seviyesi, görmüşlük görmemezlilikle de alakası yok. Ne demek "Düştün mü?"?!? Bir bayana söylenir mi? Kal geldi tabi. Sonra bir baktım Y atak yaptı, kalktı yerinden, geldi benim yanıma oturdu. Oturdu oturdu ama, onun oturmasıyla ben kalktım yerimden, onun yerine oturdum. Yani orada bizi izleyen biri vardıysa eğer, eminim gülmekten ölmüştür. Çünkü yer kapmaca oynar gibiydik adeta. Sonuç ne mi? Fiyasko, olmadı tabi.

Bakın size diyorum. Varsa normal birileri çevrenizde kız olsun erkek olsun, yapışın koluna bırkamayın. Çünkü iyileri kapmışlar, kalanlar da ya gay ya da işte böyleleri. Ondan sonra da kalkıp bana, neden yalnızsın diye sormayın. İşte izahı. Armut + Sap + Üzüm + Çöp = Elde Var Sıfır.

Dip not 1: Eşitliğin sol tarafına göz yumabilene helal olsun.
Dip not2: O ekstra istediği patatesi yemedi.
Dip not 3: Y'den gelen son mesaj "Yalıma prenses yapcaktım ama ben seniiiiiiiiiiiiii"

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.