29 Haziran 2010 Salı

Aşk bir farkındalık mı yoksa?

Bugün sabah işe gelirken fark ettim Boğaz'a şöyle alıcı gözüyle bakmayalı epey olmuş. Yıllardır aynı yollardan gidip gelmekten kanıksamışım, alışmışım. Adeta yüzüne bakmaz olmuşum bu eşşsiz güzelliğin...

Oysa önceleri böyle miydi Boğaz ile aşkımız? Öyle detaylıca bakardım ki ona. Hangi köşesinde hangi ev, hangi yalı, hangi köşk var bilirdim. Deniz o gün koyu mu yoksa açık mavi mi? Kızmış mı Boğaz? Kızgınlığından dalgalanmış mı? Yoksa sakin mi o gün? Ya da balık sürülerinin güzergâhlarına konuşlanmış balıkçılar, ve üstlerinde bir-iki balık da ben kaparım aradan edasıyla uçuşan martılar var mı yok mu?

Boğazda deniz bu sabah ışıl ışıldı, her zamankinden daha bir güzel göründü gözüme. Anladım ki aslında 11 yıldır her sabah ve her akşam geçerken burnumu çevirdiğim, "Amannn ne bakacağım, nasılsa hep aynı" diyip de geçiştirdiğim bu fevkalâde manzarayı, aslında ilk günkü kadar çok seviyormuşum. Bakmaya doyamadım...

Ben hep aşkı da, evliliği de böyle sanırdım. Hatta hala öyle düşünüyorum, henüz fikrimi değiştirecek kişiye ya da olaya rastlayamadığımdandır belki de. Kim bilir..

Her gün aynı kişiyi görmek, her gün aynı kişiyle aynı yatağı paylaşmak zor iş.. Bence bir ilişkiyi ayakta tutan en önemli unsurlardan biri de özlemdir, özlemektir. O ilk günkü heyecanı ayakta tutabilmenin yoludur özlemek. Ama her gün gördüğün insanı nasıl özlersin ki? Hadi 3 ay, 5 ay, bilemedim 1 yıl özledin.. Peki ya sonra?

Her şeyin bir miyadı vardır kanımca. Tıpkı ölüm gibi, her şeyin sonu gelir. Aşkın da sonu gelir, tutkunun da. Zaten dürüst olalım, herşeyi kolayca tüketebilen bir yapıya sahibiz. Neden sevgiyi de tüketmeyelim ki? Sonuçta insanoğlunun yapısında bu var, kimse reddedemez. Tutku biter bir müddet sonra. Öpmeye doyamadığınız o dudaklar sizi iter bir zaman sonra. İstemezsiniz dokunmayı dahi. Bu sadakatsizlik değildir aslında, bu sadece "bittiği noktadır". Normaldir de..

Kaçınız şimdi bunları okurken hak vermiyor? Merak etmeyin, kimse düşündüklerinizi bilemez sizden başka... O yüzden kendinizi kandırmaktan vazgeçin. Evet kişiliğiniz iyidir, karakterlisinizdir. Duygu bitti, tutku bitti, aşk bitti diye, evli veya nişanlı iseniz tabi, gidip de aldatmazsınız belki, ama düşünürsünüz. Bekarlık günlerinizi anarsınız.. Ve anca iç geçirirsiniz. Ya da düşünmek yetmez, işi fiiliyata dökersiniz. Belki sonrasında pişman olursunuz, ama olan olmuştur. Geri dönüşü yoktur. Eğer bu sadece gelip geçici bir heves ise, belki de olayı büyütmemek gerekir. Bu işin cinsiyeti de yok. Kadın için de geçerli, erkek için de. Zaten günümüzde arada pek bir fark da kalmadı..

Gelelim yüzük olayına. Yüzüğü parmağınıza takıyorsunuz. Ha şunu da anlamam, neden yüzük takılır? Amaç ne? Birilerine "Ben nişanlıyım ya da evliyim, benden uzak dur" sinyalini vermek için mi? Yoksa takan kişi durumu hatırlasın da aman kazara bir hata yapmasın diye mi? Bağlılık parmağa takılan bir halka ile kazanılacaksa ben ne anladım bu işten?

Şimdi buradan aldatmayı desteklediğimi düşünmeyin, ama karşı olduğumu da söyleyemem. Neden mi? Ben sadece dürüstlükten yanayım. Bir insana zorla, bile bile hiç istemediği bir şeyi yaptırarak zulm etmeye, ettirmeye kimsenin hakkı yok düşüncesindeyim. Nerede sadakat, nerede saygı demeyin. Aşık olmada, birine karşı bir şeyler hissetmede mantık aranmaz. Aranmamalı da. Kalbe laf geçirilmez. İlla şunu seveceksin, bunu seveceksin denilmez. Gönül bu..

Aşkın, sevginin, tutkunun miyadı vardır belki, ama gönlün miyadı yoktur. İnsan özler kalbini pır pır ettirecek birini. Vücudunda dolaşan kanın ateş gibi olmasını. İlk defa dokunduğunda karşısındaki kişiye, adeta elektrik çarpmışçasına tüm bedenini kaplayan hissi özlemez mi insan? Evlilik aşkı öldürür derler. İşte bu yüzden derler ya, özleme duygusunu, tutkuyu, ilk an ilk heyecanı alıp, binbir türlü ağır yükü gönlün üzerine pat diye koyduğundan derler.

Benim aklım almıyor. Bir kişinin ömrü billah aynı kadını veya aynı adamı sevmesi, ya da bağlı kalabilmesi bana hiç de inandırıcı gelmiyor. Devam ettirenler de kendilerine yalan söylüyorlardır. Ya da etraflarındaki kişiler ne der diye düşünüp ya pasif kalmayı ya da gizli bir hayat yaşamayı tercih ediyorlardır, ki mecburiyetten.

Çok eşli ya da ne bileyim çok sevgili değiştiren biri de değilim aslında. Sen hiç sevmemişsin de demeyin bana. Sizin düşündüklerinizi kolayca ve de rahatlılıkla dile getirebiliyor olmamdan dolayı da suçlayıp, etiketlemeyin beni.

Evet Boğaz belki hiç değişmedi, belki ben de değişmedim. Ya da her ikimiz de değiştik. Peki ne oldu da yıllar sonra yeniden farkına vardım onun? Bilemiyorum.. Ama bildiğim tek şey, aşkın da farkındalık kadar ender karşılaşılan bir duygu olduğu....

2 yorum:

  1. Gerçek aşk hiç bir zaman bitmez..
    Zamanla azalmaz çoğalır..Ama bu karşılıklı ise..
    KÖYLÜ

    YanıtlaSil
  2. Nasıl ki şarap yıllandıkça tadı daha güzelleşirse gerçek aşk ta öyledir..Ama onu bulmak ta çok zor:)
    KÖYLÜ...

    YanıtlaSil

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.