19 Nisan 2010 Pazartesi

Tanrı iltimas geçmiş..

Tanrı bir cinsiyete sahip ise, kesinlike erkek olduğunu düşünüyorum. Eh hal böyle olunca da, ister istemez hemcinslerine torpil geçmiş..

Bir kadın olarak hayat boyu çektiğimiz ve çekeceğimiz sıkıntıları düşünüyorum. Bir de erkeklere bakıyorum. "Ele avuca sığar" bir şey yok gibi. O'nun dışında, ki zaten bir tek o var, yani var idi. Şimdilerde artık sünnet olayı da korkulu kabus olmaktan çıktı.

Peki ya biz kadınlar? Gönül acısından tutun da, her ay çekilen karın ağrılarına kadar ne var ne yok biz kadınlardadır. "Ne yani biz erkekler gönül acısı çekmez miyiz?" dediğinizi duyar gibiyim. Yüzdelersek kadınlara oranla daha düşüktür sizlerin gönül acısı çekme süreniz ve de acı çekenlerinizin oranı. Genel anlamda erkekler vurdumduymazdır diyebiliriz. Öyle görünmeyi iyi beceriyor da olabilirsiniz, bilemiyorum. Belki de genel kanının aksine, çok daha ince bir ruh haliniz vardır da, bunu gizleyebiliyor olmanız aslında bir tür savunma mekanızmasıdır, kim bilir. Eğer durum böyle ise, vallahi takdire şayan bir "tür"sünüz ne diyim. Aslında diyorum ya, yukarıdan "torpillisiniz".

Sizi böyle yaratmış da Yaradan, bize gelince kısmış bütçeyi. Ne bir böyle doğal savunma mekanizması kurmuş kadın türünde, ne de her seferinde "tatmin" olma lüksünü vermiş. Onun yerine bizleri "ağlak, son derece kırılgan, duygusal, her şeyi kafaya takan, dertlerin anası" olarak yaratmış. Eh böyle yaratılınca da kadın türünün birer "drama queen" olması kaçınılmaz olmuş. Hiç kalkıp da bana "Şehirli kız, sen de bizi iyice acıların kadıını yaptın ya" demeyin ve de inkâr etmeyin. Yalan mı canım? Her olaydan acı çekilecek bir taraf bulmuyor muyuz bir şekilde? İtiraf edin seviyoruz acı çekmeyi, ki o yüzdendir bize acı çektirenlere meyilimiz..

Ne zaman karşıma iyi biri çıksa, mutlaka bir kulp bulup kaçmışımdır yanından. Kaçıp nereye gittiğimi sorarsanız, nereye olacak? Asıl kaçılması gerekenin, uzak durulması gerekenin yanına. Sonra ne mi oluyor? Tabi ki bildik senaryo. Bol bol kalp kırıklığı, pişmanlık, ağlamalar, sızlamalar.. "Neden ben? Neden yine ben?" soruları. "Hep yanlış insanlar beni buluyor.. Yahu mıknatıs mıyım neyim hep kötüleri çekiyorum???" hayıflanmaları. Vesaire vesaire..

Ama suç kimin? Benim mi? Ya da benim gibi olan, yani aslında hepimizin böyle olduğu düşünülürse, tüm kadınların mı? Hayır değil, hem de hiç değil. Suç beni, seni, bizi böyle yaratanda. Suç genlerimizde arkadaşlar. Ben mi dedim beni böyle yarat diye? Ben mi istedim vücuduma yerleştirilmiş acı çekmeye, acı çektireni bulmaya odaklanmış küçük hücrelerden mütevellit, av köpeği misali gidip de sonunun hüsranla biteceğini bile bile hep yanlışı seçmeyi.

Benim neyim eksik ki erkekten, hem de +1 fazlam var iken? Elimden alınmış "doğruyu seçme ve seçilme hakkımı" geri istiyorum. Tanrım duy beni! Hadi benden, bizden geçti. Eh üretim hatası var diyip, geri toplama da yapamazsın sen şimdi. Bari bundan sonra üreteceklerinde kesenin ağzını biraz açık tut da, hani şu çok sevgili erkek kullarına tanıdığın haklardan bizlere de veriver.

Tanrım biraz da bizleri görüver...


2 yorum:

  1. ÇOK GÜZEL YAV !İÇTEN BİR YAZI,HAKLISIN VALLA VER ALLAHIM VER SABIR VER,DÜZ BAKIŞ AÇISI VER,DUYGUSUZLUK VER ABLAN

    YanıtlaSil
  2. Bu ayrıcalık değil. Ne kadar fazla veriyorsa Tanrı o kadar da karşılık istiyor. Sorumluluklar sonsuz senin anlayacağın. Sen çek gönül acısını; ayda bir karın ağrısını. Yani senin anlayacağın torpil falan yok ortada. :)

    YanıtlaSil

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.