26 Ocak 2010 Salı

Sahte Uzuvlar Dünyası


Digiturk kanallarında izleyecek bir şeyler bulmaya çalışırken, genelde reality showların, ünlülerin gerçek hayat öykülerinin, en seksi işler, en seksi popolular, en seksi gülümseme, ve daha sayamadığım kadar en seksi uzuvların listelendiği programların yer aldığı E! Entartainment kanalında yayınlanan Dr. 90210 programı dikkatimi çekti.

Bilmeyenler için "Dr. 90210", 90'lı yıllarda yayınlanan bizimkilerin çevirisiyle "Evimiz Hollywood'da" dizisi değil. Bu daha çok "beni baştan yarat tarzı" bir program, ama her şey aleni gösteriliyor. Aklınıza gelebilecek tüm estetik ameliyatları, burundan tutun, iz bırakmasın diye göbek deliğinden girip de göğüse silikon enjekte edilmesine kadar. Şimdi buraya kadar anlattıklarımda bir gariplik yok, farkındayım. Benim dikkatimi çekip de, programı izlememe sebep olan ameliyatı anlatayım size..


35 yaşlarındaki kadın, nişanlısıyla birlikte kliniğe muayene olmaya gelmişler. Estetik ameliyatı olacağı yer de "vajinası". Ben E! Entertainment kanalını açtığımda, tam da klinikte doktor, hemşire, kameraman, ışıkçı, nişanlı, kadın elinde ayna (unuttuğum kimse kaldı mı?) hep birlikte sarkmış vajinaya bakıyorlardı, düzeltiyorum "bakıyorduk". Ameliyat olma isteklerinin sebebi de, kadının bu nişanlı olduğu adamdan 2 tane çocuğu varmış da. Vajinasında doğum sonrası genişleme olmuş da. Nişanlısı da tutmuş elinden getirmiş doktora, sıkılaştırma yaptırmaya. Yaaa işte böyle. Bir kere adamdaki düşünceye bak. Diyeceksiniz ki şimdi, "Eeee iyi de, kadını düşündüğünden değil. Aslında sonuçtan kim faydalanacak?" Tabi ki de kendisi. Olsun, hem başkasını da tercih edebilirdi, zaten evli bile değiller. Ayrıca olaydaki medeniyete bakın. Estetik ameliyatı yaptırıcakları yerin kadının vajinasının olması dışında, bu program dünyanın her yerinde yayınlanıyor. Hem de açık seçik, en ince ayrıntısıyla. Yani duymayan kalmayacak. Bırakın duymayanı, görmeyen kalmayacak "zip'lenmiş vajinayı". Hangi Türk erkeği yapar bunu?

Neyse doktor inceledi ve esas soruyu sordu? "Ne kadar sıkı olsun?" Ben zaten ağzım açık seyrediyorum programı şaşkınlıktan, "Nasıl yani?" oldum soruyla. Kadın da muzip bir gülümseme ile cevap verdi, "18 yaşındaki kadar sıkı olsun". Vay be! Şu teknolojinin işine bakın. Doktor da ardından artık espri miydi, yoksa cidden mi söyledi bilemiyorum, şöyle dedi " Hmm 18 yaşındaki vajina nasıl görünür çok iyi bilirim." Ve hep birlikte gülüştüler. Sonucun muhteşem olacağından hareketle, bu safhaya kadar gelmeyi kabul etmiş bir Türk erkeği olsa,  sanırım bu noktada doktoru çekip vururdu alnının ortasından oracıkta.

Derken ameliyat günü geldi. Kadını ameliyathaneye aldılar ve jinekologların ya da doğum esnasında doktorların kullandığı o bacakları iki yana açtıran aparata yatırdılar. Herşey ortada. Doktor başladı ameliyata, zoom yapıyor tabi kameraman. Ameliyatı yapan doktor laserle parça kesiyor, bir yandan da anlatıyor. Hatta kestiği parçaları gösteriyor filan. Ardı ardına yaşadığım hayret krizlerinden sonra, benim çene kası gitti tabi uzun süre açık kalmaktan..

Neyse 3 ay sonrasını gösterdiler. Evlerinde sex toy'lar alıyorlar. Gayet mutlular filan. Kadın diyor ki, "Jose ile seks yaptık ameliyattan sonra. Muhteşemdi. Tekrar 18 yaşında gibi olmak harika bir duygu". Tamam ihtiyaçtır, netice de olaya sağlık gözüyle bakmak gerek. Lakin bu programda bir de "labiaplasty", yani vajinal estetik ameliyatı yaptırmak isteyen genç kızlar da oluyor. Neymiş, görünümünden hoşlanmıyorlarmış. Çok mu elzem senin vajinanın nasıl göründüğü? Güzellik yarışmasına filan katılmayacaksın ya bu konuda, ne işine yarayacak orana estetik ameliyatı yaptırmak? Hayır, her yerin mükemmel de bir oran mı kaldı?

Şimdi sanmayın bu tip ameliyatları sadece kadınlar yaptırıyor. Erkekler de yaptırıyor. Onlar da spor salonlarında vakit harcamak yerine sahte six pack yaptırıyorlar. Sonra bilimum uzuvlarına, "orası" da dahil onlar da estetik ameliyat yaptırıyorlar.

Ya işte böyle. Her şeyin fake'i mevcut oldu artık hayatta, sanmayın sadece facebook profilleri fake. Ya da sanmayın sadece gıdaların genetiği değiştiriliyor, orijinalliği bozuluyor. Artık vajinalar da fake, penisler de..


21 Ocak 2010 Perşembe

Damızlık Erkek İhracı

Gazetede bir haber okudum, ve de okurken gülmekten tutamadım kendimi. Efendim Moğolistan nüfusunda azalma varmış. Sebebi de erkek nüfusunun kadınlara oranla az olması imiş. 6 kadına 1 erkek düşüyormuş sadece. Hatta erkek milleti ender bulunur olduğundan, başlık parası erkekler için ödeniyormuş. İşte hal böyle olunca, nüfus azalmasını engellemek için Türkiye'den 20.000 erkek isteyeceklermiş.


40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Eminler mi bizden erkek istediklerine? Hayır, biz mi yanlış değerlendiriyoruz acaba sevgili Türk erkeklerini. Bizim göremediğimiz ne var ki? Bir kere daha düşünsünler derim. Yahu bizim erkeklerin çoğu evrimini henüz tamamlamamış durumundadır. 

Hem onu bırakın sanki bizim ülkemizde kadın-erkek oranı çok mu dengeli ki, "kıymetli" erkeklerimizi yollayacağız? Biz bulamıyoruz daha düzgün bir tane, nereye gidiyorlarmış? 20.000 ile başlar gerisi gelirse, ne yaparız bilmiyorum vallahi?

Bakın o seçilecek olan 20.000 erkeğe sesleniyorum. Kendinizi yok "NTOC" ("Nesli Tükenmekte Olan Canlı" şimdi her şeyin kısaltması moda ya o bakımdan), yok efendim "NASE" ("Nüfus Artırıcı Seçilmiş Erkek") zannedip de, sakın ola ki havalara girmeyin. Bir kere size "damızlık" muamelesi yapacaklar, bildiğin "öküz" yani. Bu anlamda gidecek olanları nasıl ve neye göre seçecekler orasını artık siz düşünün. 

İkincisi onlar şimdi buldumcuk olurlar. Maazallah heyecena kapılıp, bir taraflarınızı koparabilirler. Aman diyim! Oturun oturduğunuz yerde.

Hem bize sordunuz mu? Kimi nereye yolluyorsunuz? Yollamıyoruz kardeşim. Damızlık Erkek İhracına son!! (Yani başlamadan son..)


15 Ocak 2010 Cuma

Ateşle oynamayın, eliniz yanar.


Kadın kısmı enteresan gerçekten. Ben bile hemcinsleri olmama rağmen akıl sır erdiremiyorum haleti ruhiyelerine, olur olmaz kaprislerine ve de en önemlisi garip kıskançlıklarına.

Kadınlar tehlikeli yaratıklardır. Hani "hala" bilmeyeniniz varsa diye söylüyorum. Uyarıyorum sizi, temkinli olun diye. Kadın kısmı haset olur. Çekememezlik yapacağı bir şeyi ne yapar eder bulur. Bu sizin önemsemeyeceğiniz kadar küçük bir şey bile olabilir. Giydiğiniz kıyafet olur, işteki başarınız olur, sevgiliniz olur, arabanız olur, kendi sahip olmadığı “iletişim” yetiniz olur, saçınızın rengi olur, yüzündeki kaşınız gözünüz olur. Olur da olur. Ama illa ki bir şey olur.

Yavaş yavaş, itinayla tırnaklarıyla kazar kuyunuzu. Hissettirmeden, usul usul, sifli sifli yapar işini. Nasıl olduğunu siz daha anlamadan, buluverirsiniz kendinizi balçığın içinde. Karşısındakinin kadın ya da erkek olması çok da fark etmez. Yok yok düzeltiyorum. Fark eder. Eğer hemcinsi ise, çarpı iki yapın içindeki nefreti, ateşi. Hele bir de hırslı ise, aman derim uzak durun. Gözlerinden çıkan ateş sizi yakar. Külünüzü bile bulamazlar.

Böyle kadınlara çok rastlarız günlük hayatımızda, özellikle de iş ortamında. Kendini ispat çabası içerisindedir, çok çalışırmış izlenimi yaratırlar. Öyle ki, sanki siz hiç çalışmıyor, iş yapmıyor durumuna düşersiniz. Kendisi ise ooooo, dünyayı kurtaran kadındır adeta. Yalakalık diz boyudur. Yani bazen dersiniz ki “Yok artık, bu kadarı da olmaz. Bu kadar bariz de yapılmaz”. Lakin işe de yarar yaptıkları dalkavukluk, her ne hikmetse. Yönetici pozisyonundaysa bu tür kadınlar, hele bir de bekârlarsa, of derim. Hiç çekilmez. Hayatı size zindan etmek için ellerinden geleni yaparlar.

Sadece iş ortamında değil, normal sosyal hayatta da türevleri vardır. Dostmuş gibi görünürler, samimiymiş gibi yaklaşırlar. İnanıp güvenirsiniz, dökersiniz kucağınızdaki her şeyi. Sakın kanmayın, çünkü her an ayağınıza çelmeyi takıverirler. Fırsat kollarlar. Zayıf anınızda zehirlerini kusarlar. “Sırtından bıçaklamak” deyimi bu tür kadınlar sebebiyle söylenmiş olmalı derim..

Sosyalsinizdir, kendisi asosyaldir. Gezip tozmanızı, arkadaşlarınızın olmasını çekemez. Güzel giyinirsiniz problem olur. Saçınız güzel olur sorun olur. Yav kardeşim sen de bak kendine, engel olan mı var? Feyz al, örnek al kıskanacağına. Başka başka… Beğendiği biri vardır, gelir sizden hoşlanır. Suç olur. Ve bu hep böyle olur. Neden biliyor musunuz? Çünkü etrafa hasetliklerinden negatif enerji yayarlar. Çocuk da, hani şu böcükleri uzaklaştırmaya yarayan kokular vardır ya işte onlarda olduğu gibi, bunu hisseder ve olabildiğince uzağa kaçar canını kurtarmak için. Kim ister böyle birini hayatında? Es kaza hayatına sokana da, yazık demekten başka bir çare kalmıyor.

Bir de unutmadan bu tipler çok konuşurlar. Laf kalabalığından başka bir şey değildir söyledikleri. Dedikodu mu? Gırla…


Peki kadın kısmı niye böyledir? Genimizde bozukluk var desem, niye tüm kadınlarda yok o zaman? Demek ki genelleme yapmamak lazım. Mesela ben, etrafta eliyle “barış” işareti yaparak dolanan ve hayata gülümseyerek bakan, en azından bakmaya çalışan biri olarak, kendimi bu kategoriye sokmuyorum. Zehirli değilim yani, sokmam kimseyi. Ya da et yiyen çiçek misali, beklemediğiniz bir anda kapmam oranızı buranızı.


Ya da acaba bastırılmış mıdır kimisinde bu hisler? Tetikleyecek şeyler olduğunda da, filmdeki adamcağızın Hulk’a (Yeşil Dev) dönüşmesi gibi mutasyona mı uğrarlar? O zaman kendisiyle barışık olmayan, özgüvensiz şahsiyetlerdir diyebilir miyiz bu gözünü nefret ve de haset bürümüş kadın kısmını?

Yahu ne gerek var şu üç günlük dünyada alavere dalavereler yapıp, hayatı herkese çekilmez hale getirmeye? Bırakın bu işleri. Yaymayın kuduz mikrobunuzu, ağzınızdan taşan salyalarla. Bakın böyle giderseniz evde kalırsınız, kimse almaz sizi.(Diyene de bakın..) Ama yok ya, Brezilya dizilerine taş çıkaracak senaryolar vardır sizde kesin. Siz entrikalar çevirir, kandırırsınız saf birini.

Erkeklerde var mıdır bu tür huylar diye sorarsanız. Yok derim. Tabi bu benim fikrim. Ama olsa da “one in a million” durumundadır. Erkekleri daha mert, daha harbi buluyorum ben bu bağlamda. Bir durum varsa, gelir yüzünüze söylerler. Arkanızdan iş çevirmezler. İçten pazarlıklı değillerdir. Kuyu kazan erkek görmedim ben şimdiye kadar. O yüzden “erkeklere” daha çok güvenirim, sırrınız onlarda kalır çünkü. Hiç kusura kalmayın bayanlar, doğruya doğru.

Bakın şimdi sıkı bir cümle geliyor olayı özetleyen; “Ateşi bulan erkeklerdir. Ateşle oynamayı ise kadınlar..” Nasıl ama? Çok doğru, sizce de öyle değil mi?


12 Ocak 2010 Salı

Ellere var da, bize yok muuuu?

Güne Queen ile "I want to break free" diyerek başladım. Offf Allahım, yine mi iş? Hayırrrrr!

Şu yağmurlu İstanbul'da bir sonraki şarkım Irene Cara'dan 80li yıllara ait bir şarkı, "What a feeling". Vallahi benim şuan hissettiğim karın ağrısından başka bir şey değil ne yazık ki. Malum biz kadınların ayda bir, senede 12 defa, ortalama 5 günden, toplamda 60 gün yaşadığımız "çile"...

Sadece 60 gün mü sürüyor sanıyorsunuz çektiğimiz sıkıntı? Öyle düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz derim. Çeken bilir. Bir de PMS denilen dönem var, yani öncesi. Ben şahsen her ay bu anlamda mutasyona uğruyorum. Evet evet, ben de dahil tüm kadınlar aslında "mutant"ız. Yahu bilemezsiniz neler çektiğimizi bu değişim sürecinde. Offff diyorum. Dayanılmaz karın ağrıları, ya da kimisinde dinmek bilmeyen baş ağrıları, suratta çıkan başı ezilesi sivilceler..

Gözaltlarınız çöker, çirkinleşirsiniz, saçınız şekil almaz. Vücudunuz balon gibi şişer, burnunuz büyür. Siz anlamazsınız belki ama, o dönemdeki kadınlar neden bahsettiğimi kesin anlarlar. Beyler sadece hormonal boyutunu bilirler. Çünkü evet o dönemde daha bir agresif, sinirli, tırnaklarını çıkarmış puma misali bir hal alırız. Yani daha da bir çekilmez oluruz. Bakın "daha da" diyorum çünkü normalde de katlanılmaz olanlarımız yok değil. Aslında böyle zamanlarda ben boynuma "Dokunma, soru sorma, konuşma, ses çıkarma, bir şey isteme, hatta nefes bile alma" yazan bir pankart asıp, olmadı inzivaya çekilmek istiyorum en kuytu ve erişilmez noktada.


Patlama noktasına geldikten sonra da çile bitmiyor ki. Siz, mesela en son ne zaman çocuk bezi bağladınız beyefendi? Kimbilir kaç yıl önce değil mi? Yaaa işte biz hala kullanıyoruz, hem de her ay, her mevsim. Düşünün yani. Pişik oluyor musunuz peki? İşte bu noktada tüm kadınlar bağıra bağıra "Çile, ahhhh çile bülbülüm allah..." şarkısını söylesek yeridir. Tamam kanatlı kanatsız alıyoruz veriyoruz, ekonomiye can veriyoruz, ama yani haksızlık bu öyle değil mi?

Eeee şey unutmadan, bir de "kullanım dışı" olursunuz o dönemde. Senede 60 gün, az değil hani...

Sonunda halimizden anlayan birileri çıktı dedim, tekstil sektöründe kadınlara 5 gün regl izni verileceği haberini okuyunca gazetede. Tam da "Ellere var da, bize yok mu?" diyecektim ki, ne yazık ki alınan kararı uygulamada problemler çıkartmışlar. Kimler mi problem çıkartmış? Tabi ki "altı kuru, keyfi yerinde" erkekler. Hrrrrrrrrr! Neymiş kadınların sayısı çok olduğundan işler durma boyutuna gelebilirmişmiş de.. O yüzden de böyle bir durumda kadınlar yerine işe erkekleri alırlarmışmış da. Mışmış da mışmış...

Bu acaba "kadına eli mahkum olma" durumunun isyanı mıdır? Yoksa "Size 5 gün izin olur da, bize olmaz mı?"nın kıskançlığı mıdır?


10 Ocak 2010 Pazar

Az kullanılmış sevgili aranıyorrr!

BMW'nin yeni reklamını gördünüz mü? İkinci el araba satışlarını teşvik amacıyla yandaki reklam afişini yapmışlar. Hoş kullanılmış araba satışı kastettikleri, ama ne hikmetse araba yerine "kadın" fotoğrafı kullanılmış. Diyor ki: "İlk olmadığınızı biliyorsunuz. Fakat gerçekten önemsiyor musunuz?".

Bir kere neden kadın ve araba kıyaslanıyor? İkisi nasıl oluyor da aynı kefeye konuluyor? Araba bir vasıtadır, ulaşım ihtiyacını gidermeye yarar. Ne yani kadın da bu anlamda hangi ihtiyacı karşılayan "vasıta" oluyor?

"Sıfır kilometre, az kullanılmış" bu tür sıfatlar sizce de çok çirkin ve acımasız değil mi? Neden sadece kadınlar için kullanılıyor? Ne yani bizler ihtiyacınızı karşılamaya yarayan obje miyiz gözünüzde? Tamam o zaman ben de az ellenmiş, az kullanılmış sevgili istiyorum var mı? Aynı mantıkla düşünecek olursak, benden önce başkalarının sahip olduğu, üzerinde numeratör olmadığı için sayısını kestiremediğim kadar kişiyle halvet olmuş, ne şekilde kullanıldığını bilmediğim birinin sevgilim ya da kocam olmasını istemiyorum. Bu mudur yani? Kadınlar bu işi yalnız yapmıyor herhalde, aynı şeyler erkekler için de geçerli olmalı ona bakarsanız...

Gerçekten hala böyle düşünen erkekler var mı? İlk olmak bu kadar önemli mi? Bu tür zihniyetli insanları esefle kınıyorum. Hatta evli olmadığı bir bayanla birlikte olurken bir yandan da böyle bir düşünceyi savunan, kendi içinde ikilem yaşayan insanlara inanamıyorum. Eee o zaman onlar da evlilik dışı ilişki yaşamasınlar kardeşim, madem bekarete bu kadar önem veriyorlar. Yoo ama olur mu? Kendileri yapsın, onlara birşey olmaz. Olsa olsa ellerinin kiri olur, tecrübe olur. Aaa bir de olsa olsa "Issız Adam" olur. Ya da 35 yılda 12.775 kadınla yattığı ileri sürülen Warren Beatty gibi haber olurlar, çok ulvi bir iş yapmışcasına. İş kadın kısmına gelince "ikinci el" olur, namuzsuz olur, motor olur, yosma olur.

Yahu milenyum çağında yaşıyoruz. Artık bunları aşmalıyız. Bekaret iki bacak arasında değil, beyindedir. Nasıl ki namus dediğimiz kavram soyutsa, kimin namuslu kimin namussuz olduğunun belirlenmesi de ancak soyut bir şekilde ölçülür. Küçücük bir deri parçasıyla değil..

Bu arada kızlık zarının tamiri de mümkün artık. Reklamda kadınla arabayı bir tutmuşlar ya, devam ettirelim o halde bu alegoriyi. Nasıl arabaları daha yüksek fiyattan satabilmek için, kilometreyi küçülten bir teknoloji varsa işte aynı mantık. Yani kötü haber! Artık emin olamazsınız gerçekten "sıfır kilometre" mi, yoksa değil mi? Hoş bu yolla kızlık zarını diktirenler de, bence en az bekarete önem veren erkek kısmı kadar sığdırlar. Tabi asıl önemlisi beynin tamiri mümkün mü? İşte orası tartışılır..

Öyle ya da böyle BMW gerçekten başarmış dikkat çekmeyi. Ne derler bilirsiniz reklamın iyisi kötüsü olmaz...

7 Ocak 2010 Perşembe

Beni kategorize etme, benle oynama!

Sonunda sevdiğim erkek tipini buldum! Yani canım biliyordum da, bunun bir adı varmış,"Überseksüel". Daha metroseksüle yeni yeni alışmışken şimdi de bu çıkmış. Sabah Oben Budak'ı okudum da, o sayede öğrendim.

Efendim metroseksüel erkekler bildiğiniz gibi, böyle kendine dikkat eden, manikür pedikür yaptırıp da, istenmeyen tüylerinden epilasyon teknikleriyle kurtulan, bakımlı, giyimine kuşamına dikkat eden erkeklerdir.

Epilasyon, kıl tüy deyince aklıma geldi yine bir anım. Paylaşmadan edemeyeceğim. Bir cafede kalabalıkça bir grup oturmuşuz, muhabbet ediyoruz. Kadın erkek eşitliğiydi derken, laf lafı açtı. Konu metroseksüel erkeklere geldi. Ben de tabi "Bayan Gaf" olarak, pat diye dedim ki, " Yahu hiç anlamıyorum şu kılını tüyünü aldıran erkekleri. Erkeksin yani, ne aldırırsın kaşını filan. Çok feminen geliyor bana. Ama tabi adamın apoletleri varsa, ona birşey diyemem. Yaptırsın ağda, yaşasın temiz omuz başları!" Meğer gruptaki beylerden birinin de apoletleri varmış, hatta biraz boğazlı kazak durumundaymış ve de epilasyon yaptırıyormuş. Kızgın bakışlarını üzerime yöneltip, "Ne olmuş benim var ve aldırıyorum" deyince, kalakaldım tabi... Pot Elif diyebilirsiniz bana..

Gelelim überseksüellere. Biraz feminen huylar gösterip de gay olmayan, ilgili alanı yine kadınlar olan erkekler ya bu metroseksüeller, işte überseksüeller bu grubun biraz daha maço vari olup da vücudunu geliştiren, daha erkeksi özellikler sergileyenler oluyormuş. Dış görünüşlerine de dikkat ederlermiş, ama daha erkeksi modda. Giyim kuşamda tarz sahibi olurlarmış. Futbola, arabaya düşkün olurlarmış. Aslında böyle söyleyince, yani araba, futbol, bira içmek vs tipik Türk erkeği portresi geliyor insanın aklına. Ama yapmayın canım Türk erkeklerinin çoğu spor yapmıyor, vücutlarına dikkat etmiyor. Türk kası derler ya hani, göbek olayını sempatikleştirmek adına. Belli bir yaştan sonra yürürken onlardan önce gider, fazla su içince lıkır lıkır eder, bildiğiniz göbek yani. Allah için yeni nesil öyle değil, dikkat ediyor sporuna, vücuduna..


Yahu bırakın metroseksüelleri, überseksüelleri. Asıl Kıvanç, özel yemek davetlerine 200.000 USD'ye gidiyormuş. Ne yapsak, para mı biriktirsek kızlar? Ne olmuş yani erkeklerin fantezileri olur da, biz bayanların olamaz mı? Tamam benim fantezim de işte bu! Yatırırız Kıvanç'ı masaya, koyarız üstüne yemekleri. Şimdi moda ya. Azıcık sulu bir yemek seçelim ki ekmek banarız olmadı. Ya da arada çatal batırırız orasına burasına. Eee tabi o kadar para vermişiz hakkımız. Yahu o para da birikmez ki şimdi, ha deyince. Bir 20 TL versek, bir bardak su da mı içmez bizimle? Yok olmaz, Kenan'ım Ezelim var. Onu aldatamam. Hem Kenan tam überseksüel. Kıvanç'ta biraz metoroseksüllik var ki, hoşlanmam o kadarından. Benden daha çok kıl tüy muhabbeti yapan,  bakımlı erkekten... Erkek bakımlı olacak tabi, ama erkeksi anlamda.

Kadınlar için var mı bu tür ayrımlar? Benim bildiğim yok. Zaten kanımca, erkekleri böyle kategorilere ayıran da kesin bizizdir. Severiz ya böyle sınıflandırmalar yapmayı, etiketlemeyi. Ben erkek olsam Sezen'in şarkısında dediği gibi basardım yaygarayı;

Beni kategorize etme
Benle oynama
Yaftayı yapıştırıp
Bana isim koyma
Karikatürleştirme beni

İlahlaştırma
Tabulaştırma sakın tabulaştırma
Ben seni öyle sevdim öyle sevdim
Ben seni öyle sevdim böyle mi sevdim......

Über ya da metro, sizi seviyorum. Sadece kadınların olduğu bir dünyada yaşamak çok sıkıcı ve de çekilmez olurdu. Hayat balık ve rokayı, rakısız yemeye benzerdi. İyi ki varsınız...


Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.