28 Aralık 2009 Pazartesi

Hormonlu Kız

Son 3-4 haftadır her haftasonu hastaneye gidiyorum. O kadar çok gittim ki, anneme diyorum ki "Anne bak, demek ki senin kaderinde yok doktor damadının olması. Bu kadar çok hastanede dolanmama rağmen senin damatla karşılaşamadım bir türlü..." (Annemi anlatmıştım "Boobs" yazımda..) Mühim birşeyim yok Allahtan. Boyun ağrısı şikayetiyle gidip de, çekilen MR'da trioid bezinin genişlemesinin görülmesiyle başlayan bir macera benimkisi. Tamamen tesadüfi yani..

İğneden korkan biri olarak hiç bu kadar çok enjektörün damarlarımı deldiği olmamıştır. Fakat son derece cesurdum kan verirken. Gıkım çıkmadı.. Gözlerimi yumdum, vazifemi yaptım adeta. O kadar çok kanımı aldılar ki tahlil için, kollarım morardı. Hayır bir şey değil, morfinman filan sanacak insanlar kollarımı görüp. Trioid ile ilgili hormon testi ve bir sürü ne anlama geldiğini bilmediğim kısaltmalardan oluşan kan testleri yaptılar.

Neticede testlerden ve çekilen ultrasonda iki küçük nödül çıktı trioid bezlerimde. İşte bu iki küçük kereta meğer beni bu kadar etkiliyormuş, metabolizmamı alt üst ediyormuş. Ya da belki beni ben yapan onlardır kim bilir..

Trioid hormonları denen şeyler, vucütta bütün hücrelerin özellikle sinir sistemi hücrelerinin gelişimi için gerekli temel biyolojik olaylar üzerinde direkt olarak etki edermiş efendim tıbbi anlamıyla. Yani benim böyle yarı çatlak, sağı solu belli olmama durumumun sebebi bu hormoncukmuş. Tabi başka etkileri de varmış, mesela başımın yastığa 15 derecelik açıyla eğilmiş olma anında uykuya geçebiliyor olmam da, tavuk gibi erkenden uykumun gelmeye başlayıp da esneye esneye ağzımın yırtılması da bu yüzdenmiş meğer.

Doktorum daha da fazla büyümesinler diye ilaç verdi. Hormon ilacı.. Şimdi düşünüyorum da ben bu halimi seviyorum. Deli dolu, hafif çatlak, biraz dengesiz, hormonlardaki düzensizlikten mütevellit enerjik, sabahları eti cin misali böyle kıpır kıpır olma halimi seviyorum. Normal olmama halime bayılıyorum. Hormanlarımın salgı seviyesinden de bir hayli memnunum aslında.


Bu hormon ilacı, beni ya o sevmediğim sıkıcı tiplerden biri yaparsa? Meğer o iki nodülcük yazdırıyormuş tüm bu yazıları da, onlar gidince böyle bir yetim kalmazmış? Ne gülerim ama.. Ya da ya da bu hormon ilacının yan etkileri olursa? Mesela ya sakallarım çıkar da İvedik'in dişi versiyonuna dönersem?!! Veya dombili olursam? Eh ne yapalım o zaman Hormonlu Kız olarak değiştiririz blogun adını.

Şaka bir yana sağlık kadar önemli bir şey yok şu hayatta. Hastanede beklerken insanları izledim. Kemoterapi görmüş küçük çocukları, beyninden ameliyat olduğu için sol tarafı tutmaz olmuş genç adamı.. Halimize şükretmemiz lazım. Şurada oturup elimizi kolumuzu rahatlıkla kullanabiliyor olduğumuz için, yürüyebiliyor olduğumuz için, gözlerimizle sevdiğimizin gözlerinin içine bakabildiğimiz için, tüm bunlara sahip olduğumuz için şükretmeliyiz aslında...


Şenim, neşeliyim. Öyleyse gay'im..

Arkadaşlarla Nu Pera'ya yemeğe gitmiştik vaktiyle. Homojen bir gruptuk, yani canım kızlı erkekli. Müzik hoş, yemekler güzel, ortam şahane, keyifler keka..

Henüz bütün masalar dolmamıştı biz gittiğimizde. Her ne kadar yanımızda baylar da olsa, biz single hanımlar içimizden "Ayyy şu yan masalara bari hoş tipler gelse de, gözümüz bayram etse" diyorduk. Derken boş olan yan masaya 4 kişilik bir grup geldi. Hepsi erkek ve hoşlar... Bizlerde gözler faltaşı tabi, yani Allahtan başka bir şey dilesek olurmuş. Başlarda anlamadık, derken hal ve hareketlerinden anladık ki çiftlermiş. Zaten biz de şans ne gezer..

Neyse bizim masadaki beyler hoşlanmadı bu durumdan. Oysa ki öyle neşeli, öyle tatlılardı ki, yaydıkları pozitif enerji bizim masaya da sıçramıştı adeta. Hatta biz kızlar başladık muhabbete yan masayla. İnanın sizden benden daha estetik, daha kibardılar. Bir kadeh tutuşları vardı, yani ders almamız lazım o derece göze hitap eden bir zarafet.. Sonrasında başladık masadan masaya ikramlara. Kanki olduk adeta.


O kadar dalmışız ki yan masa ile muhabbete, şöyle bir kafımızı çevirdik ki ne görelim. Bizim arkadaşlarda, yani beylerde surat beş karış. Neymiş efendim homofobiklermiş. Ne lüzumu varmışmış, konuşmayacakmışız onlarla. Bakmaya bile tahammülleri yokmuş. Tabi ben görürdüm onları, yan masadakiler erkek değil de bayanlardan oluşan bir gay grubu olsaydı.


Yani ne oluyor anlamıyorum ben. Nedir bu erkeklerin, erkek gaylere karşı bu tutumları? Korkuyorlar mı? Ne var yani, gelip ırzınıza filan geçerler diye mi uzak durursunuz? Yahu onlar da sizin benim gibi insanlar. Sadece cinsel tercihleri farklı. Eee madem bu kadar tepkilisiniz "gay"liğe o halde lezbiyenliğe de karşı olun. Oysa ki nedir, genelde erkeklerin bir diğer fantezisidir lezbiyenler. Demek ki başka bir sebebi var. Olay sadece aynı cinsiyetten onların birlikte olması değil demek ki. Peki nedir?

Bu arada unutmadan söyleyeyim, "gay" şen, neşeli, zevk ve sefa düşkünü anlamına da geliyor. Biliyor muydunuz bunu? Bu anlamda şahsen ben çok gayimdir, gay olanları da çok severim. Ya siz?


26 Aralık 2009 Cumartesi

Yar saçların lüle lüle..

Erkekleri belirli bir yaş döneminde, uzun saç merakı salar, ki nedendir hiç anlamam. Lise bitirme, şimdiki adıyla ortaöğretim deniyor galiba, (Yaşlandık mı nedir, takip edemiyorum ben artık bu okul mevzularını, sınav adlarını.. Hele hele kısaltmaları hiç anlamıyorum. Neyse konumuza dönelim..) ve özellikle üniversite çağlarında. Zaten sonrasında yok askerlikti, işe başlamaydı derken mecburen kesiliyor o yılların emeğiyle uzatılmış lepiska saçlar..

Açıkcası ben sevmiyorum erkekte öyle uzun saçı. Hele de aynanın karşısında saatler harcadığı bariz belli olan, bol jöleyle mıncık mıncık edilmiş saçlara sahip erkekleri görünce, elime makası alıp kesesim geliyor. Kız mı erkek mi ayırt edemiyorum vallahi. Aaa şimdi böyle bir de akım var, nasıl eskilerde punk modası vardı. Günümüz versiyonunun adı "emo". Vataşiva Candy (Japoncam olmadığından yazım hatasını mazur görünüz efendim) zamanlarında büyüyenler bilir. Adeta çocukluğumuzdaki Japon çizgi filmlerinden fırlamış karakterler gibidir bu emocular, yolda görseniz hemen anlarsınız ne demek istediğimi. 

Bir de Emocular dışında saç uzatan kesim var ki, bir kısmı heavy metal dinleyicisi olmalarıyla da bilinirler. Tabi hepsi değil.. Allahım nedir o saçlar, bakımsız, pis, dağınık.. Hayır, bakmasını da bilmiyosan, ne uzatırsın anlamam ki... Heavy metalcilere pislerdir demiyorum yanlış anlaşılmasın. Ama yani erkek dediğin kısa saçlı olacak (Bakınız Ezel). Yazılarımı okuyanlar bilir, ense traşı bile önemli derim hep. 

Bir de tabi en önemlisi, erkeğin kadından farkı olacak. Ne o öyle? Benden bile uzun saçı var bazısının. Erkek, "adam" gibi olmalı yahu. Erkek kısmının saçı uzun olmaz, olmamalı. Vallahi ablamın ufaklıklarına şimdiden başladım psikolojik baskı uygulamaya bu konuda. Hani olur da es kaza büyüdüklerinde uzun saç hevesine kapılırlar diye, gece siz uyurken gelip keserim saçlarınızı diyorum. Komik geliyor, gülüyorlar ben böyle söyleyince. Ama görürüm ben onları büyüdüklerinde. Makas elli Freddy misali kabusları olcak teyzeleri.. 

Şimdi düşünüyorum da, aklıma uzun saçlı erkeklerin aralarında yaptıkları olası muhabbet konuları geliyor. İki uzun saçlı bayan bir araya gelince muhakkak yapılır ya muhabbeti. Yok efendim "Sen hangi şampuanı kullanıyosun?" da,  "Benimkiler hep uçlardan kırılıyor. Sen ne yapıyorsun, kırık önleyici krem mi kullanıyorsun?" da falan filan. İki uzun saçlı erkek de yanyana gelince bu tarz muhabbetler mi ediyorlar yani? Aman diyim, aman! Hayali bile garip. Bunlar "kızsal" konular arkadaşlar. Ben size yakıştıramıyorum, kusura kalmayın.

Ya da ne bileyim, sevgililerinin, eşlerinin saç bakım malzemelerine, şampuanlarına ortak mı olurlar? Yoksa gidip bizim gibi bir ton parayı bunlara mı yatırırlar? Ya da ya da en gülünç olanını dinleyin, ve ne olur kızmayın bana. Saat gece yarısını geçti ondan mıdır bilmiyorum, ama aklıma geliyor ne yapayım? Bir çift düşünün. Kısa saçlı olan bayan, erkek ise uzun saçlı. Yataktayken "Ah saçım!!! Saçıma bastın!" diyen tarafın bu sefer erkek olduğunu düşünsenenize. Hakikaten komik ama. Yalan mı?

Bakın mesela Kıvanç Tatlıtuğ gitti saçını kesti, ne de güzel oldu. Zaten son zamanlarda ilgimi kaybetmeye de başlamıştı. Benimkisi de tam "tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış" misali oldu. Ama ne yapayım canım Ezel gibi karizmatik bir karakterle Kenan dururken, bir de esmer üstüne üstlük... Neyse şimdi girersek bu konuya, hiç çıkamayız..

Diyeceğim o ki, emin olun kadınların çoğu kısa saçlı erkeklerden hoşlanırlar. Bırakın da feminen olma kısmı bize kalsın. Aynanın önünü boşaltın. Bize bırakın ki, karşısında siz değil, biz daha çok zaman harcayalım. Siz sadece yıkayın ve çıkın..

14 Aralık 2009 Pazartesi

Alın, verin. Ekonomiye can verin..

Eşit olduğumuzu iddia ederiz erkekler ile. Her yönden eşit haklara sahip olmak isteriz. Çoğu konuda onların sahip oldukları özgürlüğe, rahatlığa bizler de sahip olmak isteriz.

Yalan mı? Doğuştan 1-0 öndesiniz beyler. Hoş günümüzde neyse ki "oğlan olsun, çamurdan olsun" durumu azaldı, ama kırsal kesimde devam ediyor olsa gerek. Bu konuya girmeyeceğim. Benim bahsedeceğim şey farklı...

Eskiden bir sünnet dertleri vardı, artık onu da doğar doğmaz bir iğneyle ağrısız sızısız hallediveriyorlar. Bebecik anlamıyor bile ne olup bittiğini. Biz ise adeta "acıların kadını" durumunda, yok 9 ay şişgöbek dolaş, kilo al, sonra vermeye çalış. Hatta vereme. Vücudun deforme olsun. Tamam sonuç için bu fedakarlığa katlanmak muhteşem bir şey. Ama yani neden ya rabbim adil davranmamış ki? Bütün derdi tasayı bize bırakmış da, erkeklere sadece minicik, ufacık tefecik bir "katkı payı" bırakmış. 


Selülitinden tutun da, saç bakımı, cilt bakımı oooooo.... Sakın "Bizim de var canım, saç bakımımız, cilt bakımımız..." demeyin. Çünkü aynı şey değil, bunu siz de biliyorsunuz. Aaa bir de onu nasıl unuturuz, her ay çektiğimiz sıkıntı da var. Hatta o sıkıntı öncesi yaşanan PMS, off offfff. Tanrım neydi günahımız? Say say bitmez. Hatta kıl tüy muhabbetine girersek hiç çıkamayız...

Kozmetiğe, tekstile verdiğimiz paraları düşünürsek, ekonomiyi ayakta tutan biz kadınlarız yahu. Biraz daha abartıyım, dünya bizim sayemizde dönüyor. Aksini ispat edin sıkıysa.

Çok rahattsınız şu hayatta. Gerçekten... Tadını çıkarmaya bakın. Hoş çıkarıyosunuz da. Erkek olsam, ben de aynını yapardım. Yapın da, birşey diyen yok.

Lakin sonunda bazı yönlerden bizim de, sizinle aynı haklara sahip olmaya başladığımız söylenebilir. Çok eğlenceli bir durum mevcut. Las Vegas'ta kadınlara hizmet verecek "genelev" açılıyormuş. Canım yok, gideceğimiz yok da olay komik ve de düşüncesi hoş.

Yani düşünün, hayatın sürekli kaymağını yiyen siz erkekler gibi, sonunda kadınlar da egolarını tatmin etme fırsatına erişmiş oldular. Yani en azından Amerikalı kadınlar, ya da oraya yolu düşecek olanlar... Gidecekler geneleve, hani filmlerde olur ya, bir sürü kadın giymişler seksi iç çamaşırları yarı çıplak vaziyette ortalıkta dolanıyorlar. "Müşteriler" gelince daha bir şuh bakıp, kendilerini seçtirtmeye çalışırlar. Erkek de uzun uzun bakar, beğenir, seçer raftan domates seçer gibi. İyisini almaya çalışır, ezik, pörsümüş olmasın, aman diri olsun falan filan.. İşte o manzaranın bir de erkek versiyonunu hayal edin. Bir sürü erkek, böyle giymişler boxerları, vücutlar diri, kaslı... Kadın müşteri gelince, böyle edalı cilveli hareketlerde bulunup, dikkat çekmeye çalışıyorlar. Kadın da birini seçip, odaya çekiliyor. Sonra da hooopp, başucundaki komidine para bırakıveriyor...

Genelev’in sahibi Bobbi Davis'in dediğine göre, ulvi bir amaç da barındırıyormuş yaptığı atılım. İçinde bulunulan kriz döneminde, ekonomiyi canlandıracağı düşüncesindelermiş bu genelevin.

Ne yapsak Türkiye'ye de mi açsak bir tane? Biz de "krizdeyiz", yani ekonomik krizdeyiz. Reklamını da yaparız ne güzel, " Alın, verin. Ekonomiye can verin." Hatta bir de bunun strip club tarzını açsalar da, strip pool da şov yapan erkeklere para yapıştırsak. Hoş olmaz mı? Ne dersiniz?


11 Aralık 2009 Cuma

Takım Çalışması, Her Zaman ve Her Yerde

Para + Erkek (≥1) + Kadın (≥1)= Seks Partisi

Vallahi ben anlamıyorum bu erkekleri.. Biraz cepleri doldu mu, adamlara birşeyler oluveriyor. Sanki dolan cepleri değil, töbe töbe.... Gözleri dönüyor, libido patlaması yaşayıp, soluğu hatunların yanında alıveriyorlar. Hatta olayı daha da büyütüp, bir nevi sosyal sorumluluk projesi gibi algılayıp arkadaşlarını, kankalarını da dahil ediyolar. Oldu mu size grup seks, ya da gündemde dönen haberlerde duyduğunuz üzere Fenerbahçeli bazı futbolcuların yaptığı gibi "seks partisi", hem de kelepçelisinden. Eeee adamları suçlamamak lazım. "Takım çalışması" olgusu empoze edile edile, her şeye bir takım çalışması gözüyle bakar olmuşlar. Takım çalışması, her zaman ve her yerde.


Peki nedir bu olayı çoklu yaptıran dürtü? Kalabalık olunca daha mı eğlenceli oluyor? Atraksiyon mu artıyor? Yoksa çocukken bize verdikleri öğütte olduğu gibi, "oyuncaklarımızı" başkalarıyla paylaşmanın insanı yücelteceği fikrinin devamı mıdır bu?

Bir de mesela neden bu eğilim erkeklerde daha çoktur? Bir kadın kalkıp da, "Hadi sevgilim, cumartesi akşamı evde seks partisi verelim. Arkadaşları da çağıralım" demez. Diyen de çok azdır diye düşünüyorum, ve öyle umuyorum.

Herkesin bir rolü mü oluyor bu olay esnasında? Sonuçta kalabalıksınız. Kim ne yapcak, nerede duracak bunlar mühim konular tabi. Yalnış uygulama yapılırsa, olay tamamen curcunaya dönebilir maazallah. Ya da bu işin kitabı mı var, şekillerle anlatan cinsten? Bakınız Şekil 3-5a... Nasıl diyaloglar dönüyor?

- Sen şuradan tut.
- Hıh, tamam. Sen de şöyle yat.
- Ahhh saçım, saçıma bastın!
- Ay olmadı, şu tarafa dön.
- Yok yok böyle olmayacak, en iyisi önce ben.
- Sen kimsin?!?

Yaşla ilgisi var mı? Konu erkekler olunca, her yaş diyesim geliyor. Erkek her yaşta erkektir. Yani öyle sanmaya devam eder, ne diyim. Kadınlar ise kanımca olayı başlatan taraf olmadığı için, seçici değil seçilen taraf olduğu varsayımından yola çıkarak ve de erkek kısmının "çıtır" dedikleri, gevrek kıvamdaki bayanları seçeceği düşünülürse, kadınların yaş ortalamasının daha düşük olduğu sonucuna varabiliriz. Tabi bunlar hep varsayım.

Peki para ile ilgisi var mı? Bence var. İnsanlar paralanınca, her şeye doyuyorlar. Ve belki de bu yüzden farklı arayışlara giriyorlar. Aklınıza gelebilecek her alanda arayış. Baksanıza Fenerbahçeli futbolculardan Bilica, Vederson, Santos ve Kazım özellikle son iki ayda (artık ne olduysa o son iki ayda) Mariott Otel'in kral dairesini 1.500 Euro'ya defalarca tutarak, kelepçeli seks partileri düzenlemişler. Amannn, yanlış anlamışlardır canım! Çocuklar antrenman yapıyormuş altı üstü. Ne var bunda?

Aslında paralı olsun ya da olmasın, tüm erkeklerin ve belki bir kısım kadının da içinde bir uhde olarak bu fantezi yaşar. Kimisi bu fanteziyi gerçekleştirir, kimisi gerçekleştirmez ya da gerçekleştirme fırsatını yakalayamamıştır. Yalan mı? Erkeklerin en büyük fantezilerinden biridir. Ne varsa o kadar elzem bu merette? Harala gürele yapılan bir şeyden ne zevk alıyorlarsa artık.

Bana kalırsa sapkınlık ve de azgınlıktan başka bir şey değil, hiç kusura kalmayın. Zevk almak ise amaç, bir taneyle de alınır. Neyinize yetmiyor? Yahu ne demişler "nerede çokluk, orada b....."



9 Aralık 2009 Çarşamba

Mükemmel Aşk


Hep söylenen bir laf vardır. Hayatınızın bir evresinde illa ki siz de kullanmışsınızdır. "Sevgilin olsa bir dert, olmasa ayrı bir dert..."

Hayatımızda biri olmadığında sürekli aynı soruları sorarız kendimize. Neden yalnızım? Niye ben? Neden hep ben? Benim neyim eksik ki? Adeta hayatı kendimize zindan eder, kura kura kendi kendimizi heba ederiz. Bunalım takılırız bir dönem, yüzümüzden düşen bin parçadır. Hiç çekilmez bir haleti ruhiye içinde oluruz. Negatif elektrikler saçıp, etrafımızdaki zavallı insancıkların şakralarını alt üst ederiz.

Hep ister dururuz biri olsun, paylaşımlarda bulunalım o kişiyle. Bizi sevsin, güldürsün, biz de onu sevelim. Bir sevgi yumağı olalım, birlikte apalak topalak yuvarlanıp gidelim isteriz. İsteriz, isteriz, istedikçe isteriz de, öyle biri olduğunda, bu sefer de başka dertler buluruz kendimizi de, o kişiyi de yıpratacak...

Saat kaç oldu niye hala beni aramadı? Ne yapıyor şu anda, yoksa başkasıyla mı? Olamaz, beni aldatıyor mu yoksa? Beni seviyor mu, yoksa sevmiyor mu? Ben bu sorumluluğu kaldıramayacağım galiba?!!?!!? Ufff hep birlikte mi zaman geçireceğiz yani? Neden şimdi böyle dedi? Neden beni anlamıyor? Sanırım benim sevgim bitti. Offf yürümeyecek bu, en iyisi bitirmek. Biz ayrılalım...

Boş verin tüm bunları. Bakın ben size karşılıksız sevgiyi, sonsuz sadakati sunuyorum. Sizi saçınız başınız darma dağınık olsanız da, paçoz bir halde dolaşıyor olsanız da, bir gram makyaj yapmamış olsanız da, hatta kocaman göbeğiniz, sarkmış göğüsleriniz ve de selülitleriniz ile sizi seve seve kabullenip, size tapacak bir aşkı vadediyorum. Siz gel deyince gelecek, git deyince gidecek, ne isterseniz yapacak, tamamen size itaat edecek. En önemlisi sizi çok ama çok sevecek, hem de karşılık beklemeden...


Nasıl mı? Şimdi hemen kalkın oturduğunuz yerden. Bir alışveriş merkezine gidin. Oradaki petshoptan ya da en güzeli bir hayvan barınağından küçük, tatlı, sizi bekleyen o yavru köpeği alın. İşte size mükemmel aşk...




4 Aralık 2009 Cuma

Dikkat! İtinayla Evlendirilir..


"Good Luck Chuck" adlı filmi izlediniz mi?

İzlemediyseniz, kısaca film, daha doğrusu beni ilgilendiren kısmı şöyle; Chuck küçüklüğünde kendisinden hoşlanan bir kıza yüz vermemiş, kız da bunun üzerine ona büyü yapmış. Chuck ne zaman biriyle çıksa, kısa bir süre sonra terkediliyormuş ve kızlar ondan sonra çıktıkları ilk erkekle evleniyorlarmış. Bu durum daha sonra kızlar arasında kulaktan kulağa yayılmış ve Chuck'a da adeta bir şans tılsımı gözüyle bakar olmuş tüm kadınlar. Onunla birlikte olabilmek için sıraya girmişler. Tabi normal, sağlıklı ve de bekar her erkeğin yapacağı gibi, o da bu durumdan faydalanmasını bilmiş. Taa ki aşık olana kadar. Neyse daha fazlasını anlatmayayım, belki izlemek isteyenleriniz olur, ki bence kaçırılmaması gereken cici bir film.

Gelelim benim hikayeme. Neden ben size bu filmi anlatıyorum sorusunun cevabına. Bende bir gariplik olduğunu evvelden beri bilirdim. Ama sebebini bir türlü açıklayamazdım. Taaa ki bu filmi izleyene kadar...

Ben kendimi bildim bileli (yok o kadar eski değil de, 25'ten sonra diyelim), ne zaman biriyle çıksam, ve ayrılsam, ayrıldığım kişinin benden sonra çıktığı kişiyle evlendiği haberini almışımdır. Ama yok, öyle bir veya iki kişi değil. Yahu amannn siz de! O kadar da çok kişiyle çıkmadım canım. Bakın dinleyin. Benim o kişi ile çıkmama gerek de yok. Mesela diyelim ki arkadaşlarım beni biriyle tanıştırırdı. Hatta bir keresinde sadece yemeğe çıkmıştım. Hepsi o kadar. Sonra Esra (yani date'i ayarlayan arkadaşım, hiç de hoşlanmam böyle matchmaking olaylarından ya, hadi neyse) birkaç ay sonra aradı, ve bana o beğenmediğim kişinin bla bla tarihte evleneceği haberini verdi.

Bir defasında da bana sadece resmini yolladılar vatandaşın, sanırım ona da benim fotoğrafımı facebook'tan göstermişler (yaaa facebook sen nelere kadirsin, ne kadar hayırlı işlere vesilesin). "Aman yok, tipim değil" dedim. Derken hopppp!! Daha bugün aldım haberi 13 Aralık'ta evleniyormuş. Örnekleri çoğaltabilirim inanın.

Şimdi düşünüyorum, acaba ben kime vakti zamanında ne yaptım da, böyle lanetlendim. Yeri gelmişken, beni lanetleyen şahıs, sana sesleniyorum. Bak eğer bunu okuyorsan, çok üzgünüm gerçekten. Özür dilerim. Sana ne yaptım bilmiyorum, ama kaldır şu laneti de sonsuza kadar yalnız kalmayayım. Lütfen..

Bu arada İsviçreli bilim adamları test etmemiş olsa da, ben %100 garanti veririm. Denenmiş ve onaylanmıştır tarafımca. Evlenmek isteyip de evlenemeyen, kısmeti kapalı eş, dost, akrabanız var ise (tabi erkek olacak), bana yönlendirin. Hatta yönlendirmenize de gerek yok, bir fotoğrafını yollayın yeter. Ben de itinayla evlendiriyim.


Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.