5 Ekim 2009 Pazartesi

Hızlı ve Edalı

Hızı seviyorum inkar edemem. Zaten eliniz mahkum, İstanbul'a ayak uydurmak için  hızlı yaşamanız, hızlı olmanız gerekiyor. Tabi trafik müsade ettiği sürece...

Benim hız tutkum doğumumla başlıyor. Nasıl olur demeyin, anlatayım dinleyin. Efendim yıl 77, aylardan Eylül. İstanbul'da bir Ramazan Bayramı arifesi dünyaya gözlerimi açmışım, ama ne açma. Arife günü sahur vakti, annem aniden sancılanmaya başlamış. Suyu gelmiş. Hemen apar topar arabaya bindirmişler sevgili annemi, hastaneye götürmek için. Fakat ben o kadar aceleciymişim ki, yolun sonunu beklemeye hiç niyetim yokmuş. Annem durumu fark etmiş ve "Bebek doğmak üzere. Beni geri götürün, yoksa arabada doğuracağım!!" diye basmış çığlığı. Hastaneye daha epey yol olduğundan, mecburen geri dönmüşler. Evet ben evde, koltukta doğmuşum. Bekleyememişim. Hayata hızlı başlamışım anlayacağınız. Tez canlı, kıpır kıpır olmam, beklemeye tahammülümün olmaması bu yüzden bes belli. Diyorum size hayatım bir film..

Evet hıza alışmış bedenim ve ruhum bir kere, hal böyle olunca beklemekten de hoşlanmıyor insan. Dolayısıyla trafikten de.. Gelin görün ki trafik polisleri de hız yapandan pek haz etmiyor. Haklılar da..


Günlerden bir gün, o dönem düzenli bir şekilde at binmeye kulübe gidiyorum haftasonu her sabah, yine giymişim binici pantalonumu, takmışım chapslerimi jokey edasıyla bindim arabaya. Uykuyu da sevmem dolayısıyla biraz geç kalmışım. Sahil yolunda eh biraz hızlıca gidiyorum. Radar varmış. Doğal olarak durdurdu beni polis. İndim arabadan, tabi polis memuru beni şöyle bir süzdü kıyafetimden ötürü. Ne desem de cezadan yırtsam diye düşünürken ağzımdan kelimeler döküldü, "Memur Bey ben yarışa gidiyordum, geç kaldım. Acelem vardı da.." Yalana bak.. Bunu duyan polis ne dese beğenirsiniz. Diğer polis memuruna döndü ve "Hanımefendinin acelesi varmış, cezasını çabuk keselim". Buyrun buradan yakın... Kesti cezayı tabi doğal olarak..

Arkadaşlara anlattım durumu. Akıl verdiler, klasik erkek tavrı. Herşeyi çok bilirler ya, hele de konu araba kullanmak ise. Dedi ki bir arkadaşım "Kızım sen işi bilmiyorsun. Bak şimdi senden ruhsat isteyecek ya polis, arasına para koyacaksın. Çorba parası..." Tamam dedim, yakalanırsam kullanırım bu tavsiyeyi..

Neyse başka bir gün sahil yolunun farklı bir yerinde bendeniz yine yakalandım radara. Aklımda arkadaşımın verdiği akıl... Arabayı kenara, polis otosunun biraz ilerisine park ettim. O arada ruhsatın içine de 30 TL'yi sıkıştırmayı ihmal etmedim. Çıktım arabadan, polis memurunun yanına giderek uzattım ruhsatı. Polis açtı ruhsatı, tabi gördü parayı. Aldı eline ve "Hanımefendi paranızı ruhsatın içinde unutmuşsunuz" diyerek bana uzattı. Tabi ben kıpkırmızı. Bir de orada ceza kesilen başka insanlar da var, yandan yandan sırıtıyorlar. Tam rezil oldum yani anlayacağınız. İçimden saydırıyorum bana akıl veren arkadaşıma. Yok yani olmaz böyle birşey arkadaş. Tüm espri yeteneğine sahip polisler beni mi buluyor?

Uslandım mı? Hayır tabi ki. Dedim ya beklemeye tahammülüm yok. Ben doğuştan böyleyim. Trafik çok yoğunsa emniyet şeridinden gittiğim zamanlar da oluyor. Yakalanıyor muyum? Yakalanıyorum. En edalı, en işveli bakışımı atıyorum ya da acındırarak en masum ifademi takınıyorum. Bazen işe yarıyor.

Doğru mu yapıyorum? Hayır, ama ne yapayım ben böyleyim. Hızlı ve edalı...



7 yorum:

  1. Aman diyeyim, herseye tamam ama, trafik kurallarina uyalim. Hem senin, hem de baskalarinin iyiligi icin...

    Hiz sevdasi icin de, pistler var :) Go-kart'i tavsiye ederim, hiz tutkusuna birebir. Hatta, o kadar ki, insanda titremekten ziplamaktan, arac koltuguna oturma istegini oldurebiliyor bile yeterince yapilirsa :)))

    YanıtlaSil
  2. O emniyet seridinden gidenlere oyle kufurler ediyorumki... Hatta arabanin yarisini emniyet seridine sokuyorum, gecemiyorlar. Sonra cildirip garip hareketler yapinca biraz kenara cekiliyorum ve yanima glince basliyor bagirmaya. Ben de cami acip aynen sunu soyluyorum "simdi arkadan gelen ambulans ya da itfaiye senin evine senin ailene yardima gidiyor olsa..." bu cumle karsisinda aptallasip cok garip cevaplar veriyorlar. ne alakasi var diyen, ya da ne ambulansi ulayn diye homurdanani, ya da benim sozlerimi o kucuk beyninde anlamlastirmaya calisani... Emniyet seridine girmeyin, girene de guzunuz yettigince mani olun. O seride girmeye tenezzul edenlerin bu memlekete goc yoluyla geldigini ve sik sik onlari assagiladiginizi unutmayin. Kendinizi onlarla bir tutmayin.

    YanıtlaSil
  3. Sevgili "Adsız",

    Söylediklerinde haklısın. Emniyet şeridi acil durumlar için ayrılmış, o da doğru. Lakin trafik problemine bir çözüm bulunmazsa, hergün iki yaka arasında trafiklerde heba olurken, yollarda harcadığım zamanıma mı acıyayım yoksa dünya ülkeleri arasında neredeyse pahalılık konusunda 1. sırada yer aldığımız benzinin boşu boşuna yanmasına mı stres olayım düşünceleri içerisinde cebelleşirken, tüm bu sorunlara çözüm bulunmazsa emniyetten de giderim.

    Bu arada madem kendini "memlekete göç ile gelenlerden" üstün görme cesaretine ve yetisine sahipsin, o halde adını yazma medeni cesaretini de göster bakalım.

    Sevgiler..

    YanıtlaSil
  4. Sen emniyet seridini kullanmamaya basladigin gun ismimi verebilirim.

    YanıtlaSil
  5. Sevgili Adsız,

    Bugün itibarıyla bıraktım emniyet şeridini kullanmayı :)

    Hadi söyle bakalım adını.

    YanıtlaSil
  6. bak yine suratli ve acelecisin.
    bu emniyet seridi kullanma isi bagimlilik yapar. Birakmak oyle kolay olmaz.

    Zamani geldiginde soylerim. Merak etme...
    daha cok israr edersen adsiz degil, yorumsuz diye hitab etmek durumunda kalirsin.

    YanıtlaSil
  7. Murat DinçeL7 Ekim 2009 21:24

    İnsanlar 2'ye ayrılır;
    Hayır bilemediniz ne bacaklarından CART diye ne de İYİLER ve KÖTÜLER olarak.
    Çok daha basit bir ayrım var;
    Zoru sevenler ve kolaya kaçanlar olarak.
    Emniyet şeridi buna bir örnek. Emniyet şeridinden gidenler göç etmiş ya da ormandan kaçmış değillerdir. Ya da polisten korkmayan korkusuz cesur insanlar falan değil. Sadece yaşarken zoru ve zorlanmayı sevmeyenler ya da ışık hızı ile unutanlardır.
    Örneğin ben emniyet şeridine girenlerden nefret ediyorum. Peki ben neden girmiyorum? Ceza yemekten mi korkuyorum? Ya da küfür yemekten mi? Ya da kurallara harfi harfine uyan biri miyim? Alakası yok.
    Sadece oraya ihtiyacı olan birine birşey olduğunda benim yüzümden olmayacağını bilmek huzur veriyor o kadar.
    Diğer arkadaşımız benzinden tasarruf ya da zamandan tasarruftan mutlu olurken beni bu mutlu ediyor.
    Işık hızı unutkanlığı konusunda da şunu söyleyeyim.
    Örneğin bu hızlı kızımız birgün birinin ölümüne sebep olursa çok üzülür. 2 gün girmez o şeride. Ama hızlı ya hızla unutur ve sonra tekrar girer.
    ZORU SEVENLER ve KOLAYA KAÇANLAR!

    YanıtlaSil

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.