30 Ağustos 2009 Pazar

Bu gece boş musun?

Geçenlerde bir film izledim. Filmin tamamını anlatmayacağım, ama ilginç olan kısmı kısaca şöyleydi. Günde 10 saatin üzerinde çalıştıkları için özel hayatlarına zaman ayıramayan borsa simsarları, kendi aralarında bir grup oluşturmuşlar. Grubun üyelerini iş hayatlarında son derece başarılı, mali durumları oldukça iyi, kaliteli, her yaştan kadın ve erkekler oluşturuyor.

Grubun kurulma amacı, kişisel hayatlarına yoğun çalışmalarından dolayı vakit ayıramayan bu insanların "ihtiyaçlarını" diğer grup üyeleri ile karşılamak. Bunu gerçekleştirmek için de bir "liste" oluşturmuşlar. Liste nasıl mı çalışıyor? Her grup üyesinin telefonunda grup üyelerinin telefon numaralarının olduğu bir liste kayıtlı. Telefon numaralarının tamamı görünmüyor, yani sadece son 4 rakamı görünüyor. Erkeklerin listesinde kadınların numaraları var, kadınlarınkinde de erkeklerin. İsim yok, fazla soru sormak yok, mahremiyet var yine de yani.

Filmin başrol oyuncularından E.M.'nin eline de bu liste tesadüfen geçiyor. Yani aslında kendi telefonu ile filmin diğer başrol oyuncusu H.J ile telefonları karışıyor ve H.J. bir süreliğine şehir dışına çıktığı için telefon onda kalıyor. Derken telefon çalıyor. Arayan bir kadın, diyor ki "Bu gece boş musun?". Tabi başta anlam veremiyor ve yanlış aradınız diyerek kapıyor. Ertesi gün yine telefon çalıyor ve hoş sesli bir kadın soruyor "Bu gece boş musun?". Eee hangi erkek hoş sesli bir bayanın böyle net bir şekilde sorduğu bir soruya hayır der ki? Bizim ki de atlıyor tabi. "Evet" diyor. Telefondaki kadın adresi veriyor. Otelde buluşuyorlar, kadın feci hoş. E.M. gözlerine inanamıyor. Bu arada E.M. çekici bir görünüme sahip olmamakla birlikte (hatta vasat da diyebiliriz), hayatında pek fazla kadın da olmamış. Yani diğer erkeklerle kıyaslarsanız, bakir olduğunu da söyleyebiliriz.

Zaten günümüzde her şey o kadar yüzeysel olmuş ki aşklar sanal yaşanır hale gelmiş. Ayrılıklar mesajlarla yapılır olmuş. Çıkıp da karşısına erkek gibi ya da mertçe, dürüstçe "Bitti" demekten bile kaçar olmuşuz. Sevgiye, birlikteliğe, insana verilen değer kalmamış. Hala sevdiği insana güzel sözler söyleyen kalmış ise de bunu mesajlarla yapar olunmuş. Okunduktan sonra da silinir olmuş o güzel sözler. Yani o kadar değer bilinmez olmuş. Aşk o kadar basite indirilmiş. Ne oluyor bize böyle? Nasıl bu hale geldik? Nasıl bu kadar ruhsuz olduk? Merak etmeyin çok yakındır "Bu gece boş musun?"lu telefonların gelmesi.

Odaya girince kadın hemen soyunmaya başlıyor. Tabi E.M. olayların bu kadar hızlı gelişeceğini bilmediği için şaşırıyor ve içki içmek ister mi diye kadına soruyor. Kadın ise, bakın burası enteresan, ertesi gün erken saatte toplantısı olduğunu söyleyerek soyunmaya devam ediyor. Bu bayanlardan yapmalarına alışık olmadığımız bir durum. Karşısındakinin görünümü de önemli değil. Düşünsenize ihtiyacını karşılamaya gelmiş, tıpkı bir erkek gibi. Tamamen bağımsız, duygu yok, çekinme yok. Ruhsuz... Kişisel tatmin ön planda. Bağlılık yok, sorumluluk yok. Şimdi kesin bunu okuyan erkekler "Süper, keşke hep böyle olsa" diye düşünüyorlardır. Ama hayır, bence düpedüz insani özelliklerin yitimidir bu. Yahu zeka düzeyi biz insanoğlundan çok aşağıda olan havyanlar bile ilişki öncesi bir ön hazırlık yaparlar, cilveleşirler. Mesela ne biliyim kuşlar çiftleşme öncesi dans edermiş gibi hareketler yapıp, tüylerini kabartıp öterler dişiyi etkilemek için. Ya da erkek geyikler boynuz tokuşturarak dövüşür, hangisi yenerse dişi geyiği o alır filan (Evet tamam ne olmuş National Geographic çok izlerim, ne var bunda?).

Tek düze yaşar olmuşuz hayatı. İş hayatına o kadar gömülmüş ki bazıları. Normal hayatın ne olduğunu unutmuşlar. Mesela filimin bir bölümünde şöyle bir diyalog geçiyordu. E.M. ilk buluşmadan sonra, telefon ile listeden birini seçip davet ediyor. Fakat seçtiği numaranın sahibi kadın biraz orta yaşlı çıkıyor. Pek istemiyor o yüzden birlikte olmayı, kadın da anlıyor durumu. Ve yemek yemeğe karar veriyorlar kadının ısrarı üzerine. O akşamı boş geçirmek istemediğinden kadın.. Merak edip kadına soruyor E.M. neden bu listeye dahil olduğunu. Kadın da anlatmaya başlıyor sebebini "En son iş yemeği dışında yediğim yemek 1 yıl önceydi...." Yani özetle zaman yok, iş var. Yok mu çevrenizde böyle insanlar? Vardır elbet. İş hayatını özel hayatının üzerinde tutan, varsa yoksa hayatı işi olmuş insanlar..

Şarkılar bile bir garip olmuş. O eski şarkılardaki duyguyu veremez olmuş. Yok efendim gel kucağında hoplatırmış seni, yok neymiş tek elle kopça açarmış. Nerede o eski şarkılar? "Aşkımı bir sır gibi. Senelerdir sakladım. Geceleri rüyamda. İsmini sayıkladım" ya da "Yağmur vururken cama. Dalarken gece gama. Özleyen kollarıma. Usulca sokul yeter." Duyguların aşkların aşk gibi yaşandığı günlerde yaşamak isterdim. Değer, kıymet bilindiği zamanlarda. İnsanların birbirine saygı duyduğu, incitmekten kaçındığı zamanlarda..

Hayır ben öyle çok romantik biri değilimdir, hiç olmadım. Beceremem. Yağmurda yürümekten nefret ederim bir kere. Bunları öyle olduğumu düşünerek yazdığımı sanmayın diye diyorum. Herşeyin yozlaşmış olduğunu görüyorum, gözlemliyorum. Sadakatsizliği görüyorum. Yapaylığı, kişisel yaşamların ön plana çıktığını görüyorum da ondan yazıyorum.

Yapmayın, aşkınıza sahip çıkın. Aşkı bulacak kadar şanlı iseniz eğer, yapışın ona, bırakmayın. Sizi bırakmasına da izin vermeyin. Sevgiye, insanlara, yaşanılanlara, herşeyden önce kendinize değer verin. Seviyorsanız sevişin, ihtiyacınız olduğundan değil. Sevdiğinizi söyleyin ama mesajla değil yüzüne, gözlerinin içine bakarak söyleyin. Bittiğinde de aynı yürekliliği göstermeyi bilin. İnsanlığınızı kaybetmeyin. Kendinize zaman ayırın, zaman yaratın. Ertelemeyin hayatı. Çünkü hayat çok güzel, ama bir o kadar da kısa..

3 yorum:

  1. Bu yazına yorum yapılmamış, hayret....
    oysa bana göre önemli bir konuya değinmişsin.
    sanırım artık günümüzde AŞK'ta bir iş ilişkisi gibi yaşanıyor. belki cinsel birlikteliğe bir araç, bir duygu yatırımı gibi !! Sevgiyi saygıyla harmanlamayınca ASK olmuyor. Son paragraftaki aşk üzerine önerilerini biraz daha açarak bir şeyler yazarsan sanki hoş bir makale daha oluşturacaksın gibi geliyor.
    sevgiler, mali

    YanıtlaSil
  2. Filmin adı nedir?

    Ayrıca,

    İnsan sevdiği ile mi sevişmeli yalnızca? Yemek neden yeriz? Aç olduğumuz için değil mi? Peki, neden sevişmeyi de bir ihtiyaç olarak görmüyoruz? Sevişmek de, yemek yemek kadar en temel hayvani ihtiyaç değil midir? Sevmek, daha insani bir ihtiyaç olabilir; ama sevişmek daha önemlidir.

    O iş-koliklerin hali yine iyiymiş, en azından bir listeleri var. Çoğumuzda o da yok. Yani, en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayamıyoruz. Hiç tanımadığımız bir insanla bir akşam yemeği yiyemiyoruz, sevişemiyoruz, onu tanımaya çalışmıyoruz, konuşamıyoruz; vaktimiz yok.

    Para kazanmak zorundayız; neden? Yemek yemek için. Diğer herşey bizim için ekstra(lüks) haline gelmiş durumda.(Kapitalizm sağolsun)

    Ve aşka gelecek olursak; zaten o bir tür alışkanlıktan başka bir şey değil; birisine olan özel bir alışkanlık...

    YanıtlaSil
  3. Filmin adı "Deception".

    Bence ikisi arasında fark var. Sevdiğinizle yapılan "sevişmek"tir. Yemek yemek gibi bir ihtiyaç olarak gördüğünüz diğeri ise, sadece "sex"tir.

    YanıtlaSil

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.