30 Ağustos 2009 Pazar

Bu gece boş musun?

Geçenlerde bir film izledim. Filmin tamamını anlatmayacağım, ama ilginç olan kısmı kısaca şöyleydi. Günde 10 saatin üzerinde çalıştıkları için özel hayatlarına zaman ayıramayan borsa simsarları, kendi aralarında bir grup oluşturmuşlar. Grubun üyelerini iş hayatlarında son derece başarılı, mali durumları oldukça iyi, kaliteli, her yaştan kadın ve erkekler oluşturuyor.

Grubun kurulma amacı, kişisel hayatlarına yoğun çalışmalarından dolayı vakit ayıramayan bu insanların "ihtiyaçlarını" diğer grup üyeleri ile karşılamak. Bunu gerçekleştirmek için de bir "liste" oluşturmuşlar. Liste nasıl mı çalışıyor? Her grup üyesinin telefonunda grup üyelerinin telefon numaralarının olduğu bir liste kayıtlı. Telefon numaralarının tamamı görünmüyor, yani sadece son 4 rakamı görünüyor. Erkeklerin listesinde kadınların numaraları var, kadınlarınkinde de erkeklerin. İsim yok, fazla soru sormak yok, mahremiyet var yine de yani.

Filmin başrol oyuncularından E.M.'nin eline de bu liste tesadüfen geçiyor. Yani aslında kendi telefonu ile filmin diğer başrol oyuncusu H.J ile telefonları karışıyor ve H.J. bir süreliğine şehir dışına çıktığı için telefon onda kalıyor. Derken telefon çalıyor. Arayan bir kadın, diyor ki "Bu gece boş musun?". Tabi başta anlam veremiyor ve yanlış aradınız diyerek kapıyor. Ertesi gün yine telefon çalıyor ve hoş sesli bir kadın soruyor "Bu gece boş musun?". Eee hangi erkek hoş sesli bir bayanın böyle net bir şekilde sorduğu bir soruya hayır der ki? Bizim ki de atlıyor tabi. "Evet" diyor. Telefondaki kadın adresi veriyor. Otelde buluşuyorlar, kadın feci hoş. E.M. gözlerine inanamıyor. Bu arada E.M. çekici bir görünüme sahip olmamakla birlikte (hatta vasat da diyebiliriz), hayatında pek fazla kadın da olmamış. Yani diğer erkeklerle kıyaslarsanız, bakir olduğunu da söyleyebiliriz.

Zaten günümüzde her şey o kadar yüzeysel olmuş ki aşklar sanal yaşanır hale gelmiş. Ayrılıklar mesajlarla yapılır olmuş. Çıkıp da karşısına erkek gibi ya da mertçe, dürüstçe "Bitti" demekten bile kaçar olmuşuz. Sevgiye, birlikteliğe, insana verilen değer kalmamış. Hala sevdiği insana güzel sözler söyleyen kalmış ise de bunu mesajlarla yapar olunmuş. Okunduktan sonra da silinir olmuş o güzel sözler. Yani o kadar değer bilinmez olmuş. Aşk o kadar basite indirilmiş. Ne oluyor bize böyle? Nasıl bu hale geldik? Nasıl bu kadar ruhsuz olduk? Merak etmeyin çok yakındır "Bu gece boş musun?"lu telefonların gelmesi.

Odaya girince kadın hemen soyunmaya başlıyor. Tabi E.M. olayların bu kadar hızlı gelişeceğini bilmediği için şaşırıyor ve içki içmek ister mi diye kadına soruyor. Kadın ise, bakın burası enteresan, ertesi gün erken saatte toplantısı olduğunu söyleyerek soyunmaya devam ediyor. Bu bayanlardan yapmalarına alışık olmadığımız bir durum. Karşısındakinin görünümü de önemli değil. Düşünsenize ihtiyacını karşılamaya gelmiş, tıpkı bir erkek gibi. Tamamen bağımsız, duygu yok, çekinme yok. Ruhsuz... Kişisel tatmin ön planda. Bağlılık yok, sorumluluk yok. Şimdi kesin bunu okuyan erkekler "Süper, keşke hep böyle olsa" diye düşünüyorlardır. Ama hayır, bence düpedüz insani özelliklerin yitimidir bu. Yahu zeka düzeyi biz insanoğlundan çok aşağıda olan havyanlar bile ilişki öncesi bir ön hazırlık yaparlar, cilveleşirler. Mesela ne biliyim kuşlar çiftleşme öncesi dans edermiş gibi hareketler yapıp, tüylerini kabartıp öterler dişiyi etkilemek için. Ya da erkek geyikler boynuz tokuşturarak dövüşür, hangisi yenerse dişi geyiği o alır filan (Evet tamam ne olmuş National Geographic çok izlerim, ne var bunda?).

Tek düze yaşar olmuşuz hayatı. İş hayatına o kadar gömülmüş ki bazıları. Normal hayatın ne olduğunu unutmuşlar. Mesela filimin bir bölümünde şöyle bir diyalog geçiyordu. E.M. ilk buluşmadan sonra, telefon ile listeden birini seçip davet ediyor. Fakat seçtiği numaranın sahibi kadın biraz orta yaşlı çıkıyor. Pek istemiyor o yüzden birlikte olmayı, kadın da anlıyor durumu. Ve yemek yemeğe karar veriyorlar kadının ısrarı üzerine. O akşamı boş geçirmek istemediğinden kadın.. Merak edip kadına soruyor E.M. neden bu listeye dahil olduğunu. Kadın da anlatmaya başlıyor sebebini "En son iş yemeği dışında yediğim yemek 1 yıl önceydi...." Yani özetle zaman yok, iş var. Yok mu çevrenizde böyle insanlar? Vardır elbet. İş hayatını özel hayatının üzerinde tutan, varsa yoksa hayatı işi olmuş insanlar..

Şarkılar bile bir garip olmuş. O eski şarkılardaki duyguyu veremez olmuş. Yok efendim gel kucağında hoplatırmış seni, yok neymiş tek elle kopça açarmış. Nerede o eski şarkılar? "Aşkımı bir sır gibi. Senelerdir sakladım. Geceleri rüyamda. İsmini sayıkladım" ya da "Yağmur vururken cama. Dalarken gece gama. Özleyen kollarıma. Usulca sokul yeter." Duyguların aşkların aşk gibi yaşandığı günlerde yaşamak isterdim. Değer, kıymet bilindiği zamanlarda. İnsanların birbirine saygı duyduğu, incitmekten kaçındığı zamanlarda..

Hayır ben öyle çok romantik biri değilimdir, hiç olmadım. Beceremem. Yağmurda yürümekten nefret ederim bir kere. Bunları öyle olduğumu düşünerek yazdığımı sanmayın diye diyorum. Herşeyin yozlaşmış olduğunu görüyorum, gözlemliyorum. Sadakatsizliği görüyorum. Yapaylığı, kişisel yaşamların ön plana çıktığını görüyorum da ondan yazıyorum.

Yapmayın, aşkınıza sahip çıkın. Aşkı bulacak kadar şanlı iseniz eğer, yapışın ona, bırakmayın. Sizi bırakmasına da izin vermeyin. Sevgiye, insanlara, yaşanılanlara, herşeyden önce kendinize değer verin. Seviyorsanız sevişin, ihtiyacınız olduğundan değil. Sevdiğinizi söyleyin ama mesajla değil yüzüne, gözlerinin içine bakarak söyleyin. Bittiğinde de aynı yürekliliği göstermeyi bilin. İnsanlığınızı kaybetmeyin. Kendinize zaman ayırın, zaman yaratın. Ertelemeyin hayatı. Çünkü hayat çok güzel, ama bir o kadar da kısa..

28 Ağustos 2009 Cuma

Ah bankalar ahh..

Bankacı olmama rağmen bankalarla ben de normal vatandaş gibi sorunlar yaşıyorum. Eh Elif sen de böyle diyorsan, biz ne yapalım dediğinizi duyar gibi oldum bir an. Ya durun bir, bilip bilmeden yorum yapmayın hemen.

Yazılarımı takip edenleriniz bilir, mavişin sigortasını yeniletmek için sigorta şirketi arayışı içindeydim. Derken bir de baktım ki "Kasko poliçe teklifiniz" konulu bir e-posta gelmiş posta kutuma. Bu bankalardan korkulur nasıl ve nereden haber alıyorlarsa, kaskomun bitim tarihinden tespit edip bana teklif yollamışlar sağolsunlar (tabi daha sonra bu lafı söylediğime pişman oldum). Yollayan G-bankın sigorta şirketi. G-bankı da çok severim laf aramızda, toz kondurmam, yere göğe sığdıramam. O kadar sempatim var yani.. Elimde daha uygun bir fiyat olduğundan tekliflerini reddettim. Bu arada araştırdım, sigorta şirketlerinde tramer diye bir sistem varmış, kasko bitim tarihinden yeniletecek potansiyel müşterilere bankadan da bilgilerini alarak teklif hazırlayıp yolluyorlarmış.


Asıl mevzuya gelelim. Buraya kadar her şey normal seyrinde. Severim G-bankı dedim ama hesabımda da para tutmam, sadece kredi kartlarını kullanırım. Eh hangi bankanın kartının üzerinde kenarları varak işlemeli ayna var ki? Ben de aynasız yaşayamam tanıyanlar bilir. Neyse işlemlerimi internet şubelerinden yaparım, o günde yani e-postama poliçe teklifi yolladıkları gün girdim. Dedim ya sadece kredi kartını kullanırım o yüzden de sadece ekstre, son ödeme tarihi, borç tutarı bilgilerine bakarım. Sanki biri beni dürttü diğer menüler arasında dolaşıyorum, ki hiç yapmam. Sigorta poliçelerim diye bir menü varmış. Acaba dedim bana yolladıkları teklif de burada var mı? Var ama sadece o değil. Adıma yapılmış ve hatta 2 dönem primi kredi kartımdan çekilmiş bir sigorta poliçesi.. Haberim bile yok, tamamen tesadüfi gördüm. Adı da ne biliyor musunuz? "Geniş garantili aile sigortası" Evcil hayvanınızı bile kapsayan bir sigorta imiş. Neyse şaka bu herhalde dedim, yanlış yazıyor olmalı. Her zaman öyle üstün körü baktığım ekstreme baktım hemen. Hakikaten de almışlar ilk iki primi aynı ay. Tutarlar çok küçüktü. O ay da ekstremde çok hareket vardı, harcama tutarı da fazla idi, arada görmemişim. Bir gariplik vardı olayda. Farketmesem almaya da devam edecekler. Hem de benim bu konuda ne bir talebim, ne bir onayım olmadan.



444'lü hatlarını aradım durumu anlattım. Benim onayım olmadan böyle bir işlemin yapılamayacağını ve hesabımın bulunduğu Kalamış Şubesinden poliçenin düzenlendiğini söylediler. İsteğim üzerine de iptal edip, tahsil edilen primlerin kredi kartıma iade edileceğini söylediler. Meraklı bir insanımdır. Bunun sebebini öğrenmeliydim, benim sevgili biricik G-bankam bana bunu nasıl yapardı? Güvenim kalmamıştı artık.. Hemen Kalamış şubesini aradım, Nazlı Hanım ilgileniyormuş. Gayet rahat ve de hiç şaşırmamış bir edayla müşteri numarasının bir rakamı yanlış girildiğinde böyle bir hata olabileceğini söyledi. Yahu nasıl olur? İyice çileden çıkmaya başlamıştım bu rahat tavrından ötürü. Kaldı ki bir özür bile dilememişti. Hadi yanlışlık olmuş diyelim, başka birinin poliçesiymiş bu. Peki poliçeyi bastırıp vermediler mi? Poliçenin gerçek sahibi görmedi mi adının yanlış yazıldığını? Hadi onu bırakın, bana neden prim ödendi dekontu gelmedi? Tatmin olmadım verilen cevaptan. Şikayetimi genel müdürlüklerine mesaj çekerek yaptım, bana telefon ile geri dönülmesini istediğimi de belirttim.



10 gün sonra cevap geldi, e-postama. Benim bilmediğim birşey yazmıyordu. Mesajımı değerlendirmişlermiş, talebim üzerine iptal edilmişmiş. Ee ben bunları biliyorum zaten. Yapılan sigorta işlemi ile ilgili iletmiş olduğum görüşlerim bankalarınca değerlendirilmişmiş. Düzenlenen hatalı poliçe adına üzgünlermiş. Sonuç ne kardeşim? Siz siz olun, ekstrenizdeki her kaleme bakın. Belki size de yapmışlardır bir "Geniş garantili aile poliçesi". Artık hedef tutturmak için mi, pazar paylarını artırmak için mi orasını bilemem.



Tam bu olayın şokunu yeni yeni atlatırken. Bu seferde cep telefonuma bir mesaj geldi. Bu sefer de PakBanktan (isim vermiyorum arkadaşlar, idare edin.) Neymiş kart başvurum onaylanmış Kozyatağı şubelerinden teslim alabilirmiş. Yani olmaz, bu kadar da olmaz. Sanırım bankalar o hafta toplanıp aralarında beni çıldırtma kararı almışlardı. Alacakaranlık kuşağındaymış gibi hissettim tabi.




PakBankın Kozyatağı şubesini aradım tabi hemen. Kredi kart iptali şubeden yapılmıyormuş, 444'lü numaralarını aramam gerekiyormuş. Ne yapalım, aradım ben de. Öyle bir sistem kurmuşlar ki müşteri numaranız yoksa dakikalarca bekliyosunuz. Sinir katsayım arttı tabi, bekle bekleee nereye kadar? PakBanka da bir mesaj çaktım. Dedim açıkca "Bu kartı istemiyorum. İptal ettirmek için ilgili şubeyi aradım, 444'lü numarayı aramam söylendi. Tabiki elimde ne kart ne bir şifre olmadığından müşteri numarası giren müşterilerinize göre alt sıralarda yer almam dolayısıyla dakikalarca bekledim. Tekrar şubeyi aradım belki elimde kart numarası olursa işim daha kolaylaşır diye düşündüm. Bu sefer de şubeden kimseye ulaşamadım. Özetle bankanızın kartını istemiyorum ve iptalini rica ediyorum. TC Kimlik no:XXXXXXX. Ben size ulaşamıyorum belki bu şekilde siz bana ulaşırsınız. İyi çalışmalar."



İnanmayacaksınız 20 dakika geçmeden aradılar. Bravo PakBank! Asıl komedi burada başlıyor.. Şikayetimi aldıklarını, hemen müşteri temsilcisine bağlayacaklarını söylediler, hem de hiç beklemeden. Beklemedim de.. Buradan itibaren diyalog şeklinde yazacağım.



MT(Müşteri Temsilcisi): Elif Hanım kartınızı iptal ettirmek istiyormuşsunuz. Neden?



Ben: Çünkü sadece çalıştığım bankanın kartını kullanıyorum, başka kart istemiyorum (Yalana bak, G-bank ne oluyor? Bu arada iptal ettirmek istiyorum sana ne yahu?)



MT: Ama Elif Hanım, bakın bu kartla alışveriş yaptığınızda çekilişe katılma hakkı kazanıyorsunuz.



Ben: Yok ben istemiyorum, iptal edelim lütfen. (Bu arada bu olaylar ben iş yerindeyken oluyor, açık ofis herkes duyuyor tabi)



MT: Çekilişte ev, araba veriyoruz ama.



Ben: Yok ben hiç şanslı değilimdir, çıkmaz bana. (Allahım Freddy'nin kabusu mu bu?)



MT: Bakın iptal ettirmekten vazgeçin, hemen şimdi şuanda 35 TL değerinde chip para yükleyelim.



Ben: Yok ben istemiyorum.



MT: Tamam iptal ediyim o zaman kartınızı, biraz bekleteceğim.



Ben: Evet lütfen, zaten kart bile yok henüz elimde. (Hay söylemez olaydım. Cep telefonuma gelen mesajda 5 iş günü içinde şubeden alabileceğim yazıyordu, ben de almadan hemen iptal ettireyim dedim.)



MT: Elif Hanım, ama o zaman iptal edemem ki. (Yoooo hayır! Bu bir kabus, biri beni uyandırsın! Eee söylemesem iptal ediyordun, ne oldu? Bu arada bilmeyenlere söyleyeyim fiziki olarak kartın elinizde olmasına gerek yok, ne yani kaybetmiş olsanız iptal edemeyecek mi?)



Bu safhada pratik zekamı ve hayal gücümü kullanarak hemen bir doğaçlama yaptım.



Elif: Eda Hanım, benim böyle alelacele iptal ettirmek istememin çok özel bir sebebi var. Ben yarından itibaren Türkiye'den ayrılıyorum. (Bu arada bunları duyan arkadaşlarım kopuyorlar tabi.) Yurtdışına master yapmaya gidiyorum. (Buraya alkış efekti koymak isterdim.)



MT: Anlıyorum Elif Hanım, hemen iptal ediyorum. (İşte bu! Yaşasın... )



Neyse ki aklına yurtdışında da bu kartı kullanabilirsiniz tarzı bir şey önermek gelmedi Eda Hanım'ın. Derin bir oh çekmiştim, huzurluydum.



Ah bu bankalar....




26 Ağustos 2009 Çarşamba

Ladies' Man


Hayatında bir "ladies’ man" ile karşılaşmayanınız yoktur sanırım. Karşılaşmayanlar var ise de, Allah karşılaştırmasın mı desem, yoksa demesem mi bilemedim. Çünkü bu tip adamlar “eğlenilecek” adamlardır. Ne o? Niye şaşırdınız? Sadece bayanlar için mi yapılır böyle bir ayrım sandınız. Evlenilecek kız, eğlenilecek kız.. Üzgünüm yanıldınız. Buyurun beraber inceleyelim kimlermiş…

Bir Ladies’ man şık giyinir, kendine bakar, spor yapar (hoş “spor yapma” kavramını açmak gerekecek, ona da birazdan değineceğim). En az bir bayan kadar çok bakım ürünü kullanır. Saç bakımından tutun, cilt bakımına kadar… Ve hatta masözleri bile vardır mali durumu iyi olanların.Yani anlayacağınız keyiflerine düşkün olmakla birlikte, fiziksel görünümleri onlar için bir işletmenin bilançosundaki varlık kalemleri ne kadar önemli ise o kadar önemlidir. :) Özgür ruhludurlar, bağlanmayı sevmezler. Tek eşli, hiç değildirler. Sosyallerdir, çok gezerler. Neredeyse gitmedikleri gece kulübü, bar yoktur. Hatta müdavimi oldukları mekanlarda ismen hitap edilirler, bu da tabi ayrı bir hava katar, racon keserler. Yanlarında bir bayan varsa, taze gelin edasıyla süzüm süzüm süzülür, gururu okşanır hanımefendinin. Hoş ona ne oluyorsa :) Tabi durum şöyle de olabilir, fotoğraf veya benzeri şeylerle desteklenmemişse bu çok gezme görme olayı, şu sonucu çıkarabiliriz. Bu arkadaş aslında sadece tek bir yere gidiyordur, ee haliyle de adamlar aptal değil ya, adını ezberlemişlerdir doğal olarak. Yanındaki bayan çakmaz mı bu durumu hep aynı yere gitmekten derseniz, zaten aynı bayanla dolaşmaz ki LM (kısaltma kullanacağım bundan sonra kusura bakmayın). Hoş yemeğe filan götürüyorsa sizi, ilk tanışma, etkileme sürecindedir de ondan. Sakın aldanmayın. Zaten sürekli aynı bayanla dolaşırsa itibarı zedelenir. O her zaman gittiği yer varya hani, orada da fark edilmiştir bu durum zaten. Konuşulur garsonlar arasında veya işte oraya çok gelen bazı müşteriler arasında, “Yahu adama bak ne şanslı, ne zaman görsem farklı fıstık gibi bir kızla. Yürü be koçum kim tutar seni”. Bu ve benzeri erkeklerin sayı yapma rekorlarıyla ilgili anlam veremediğim, ilkel, birbirlerini gazladıkları konuşmalar işte.. Eh aranılan adam olmak öyle kolay değil tabi, bu unvanı hak etmek içindir bütün bunlar aslında. Bir nevi reklam da denilebilir, promosyon çalışması, kampanya adını siz koyun.

Spor mevzusuna gelince, onu da anlatmadan olmaz. Aletli aletsiz, tamamen kas gücüne ve bol alın terine dayalı değişik pozisyonlarda kültür fizik hareketleri de diyebileceğiniz en az 1 kişinin daha katılımıyla yapılan türden spor faaliyetlerinde bulunurlar. En güzeli de öyle "Spor, spor salonunda yapılır" diye bir kuralları olmadığından, açık/kapalı farklı mekanlarda da faaliyet gösterebilirler. Bu olayı tamamen bir sanat gibi görürler, öyle de icra ederlerdir. Çok estetiktirler hareketlerinde. Hatta bunu belgelendirmek adına video ya da fotoğraf arşivleri bulunur.

Telefon trafikleri bitmez LM'lerin. Mesajlar, aranmalar.. Zır zırrr, susmaz o telefon. Aslında onu da sessize, ya da titreşime alarak kamufle ederler ruhunuz duymaz. Çok canımlı cicimli konuşurlar, hele de birileri bir yerlere davet ediyorsa “Hmm oraya mı tamam canım, saat kaçta? Kimler geliyor?....” vs konuşmalarını duyururlar etrafa. Telefon trafikleri bitmez ama o malum "olay" bittikten sonra kendisine ulaşmaya çalışırsanız, kolay gelsinnn..

Tabi ki yalnız yaşarlar. Evlerine çok önem verirler. Yok yok öyle “sıcak yuva” kıvamındaki bir önemseme değildir bu.. Yani aslında evet sıcaktır da o tarz bir sıcaklık değildir bu. Bu daha çok nasıl desem evleri onlar için bir mabet niteliğindedir, yani bir “aşk yuvası”dır onlar için. Dekorasyona önem verirler. Enteresan, öyle her yerde göremeyeceğiniz tarz biblolar, tablolar, heykeller ki bunlar daha çok kadın uzuvlarını betimleyen nü şeylerdir.. Rahat bir oturma grubu, tercihen köşedir bu, kaz tüyü minderlerle de harmanlanmıştır. Fonda kısık sesli bir müzik vardır.Loş ışık hakimdir, ee tabi ne gerek var fazla ışığa. Oturup kitap mı okuyacak sanki. Daha ulvi görevleri vardır Ladies’ man’in. Kamuya hizmet de denilebilir buna.

Gelelim mutfağa, bakın mutfak çok önemlidir. Özellikle tezgaha önem verirler. Artık neden diye de sormayın canım, amaç belli. Ayrıca mutfak Amerikan mutfaktır, barı da varsa tam parti verme kıvamına gelmiş olunur. Raflarda çeşit çeşit içki şişeleri… Teknolojiye de düşkünlerdir. Her türlü sesli ve görüntülü teçhizat mevcuttur evde. Yatak odası “kutsal” diye nitelendirilebilinen evin en önemli bölümüdür. Kalın perdeler, iyice loş bir ışık. İkiz yatak, ses çıkarmayanından. Hayal güçleri son derece gelişmiş olan LM’ler, burada da bu yeteneklerini konuşturacak tarzda yatak başına sahip bir karyola almayı ihmal etmezler. Ayna takıntıları vardır. Ya duvarlarda ya da dolap kapaklarında açısı ayarlı bir ayna muhakkak ki vardır. Apartman komşularının (yan/üst/alt, hatta 2 kat üst, 2 kat alt), diğer dairedeki kişinin zenci olduğunu sanmaları kaçınılmazdır tabi bu koşullar altında.

Banyo ayrı bir olaydır. Su faturaları çok yüksek gelir. Sebep sadece çok titiz olmaları değildir sizin de tahmin edeceğiniz üzere. Banyo oldukça geniştir, küvet olmasa da duşa kabin hareket alanı geniş olabilecek ebatlardadır. Çeşit çeşit kremler, vücut yağları, losyonlar.. Ne diye eğlenilecek adam diyoruz, size hayatınızın en güzel ve en zevk dolu dakikaları geçirtmeyi bir görev edinmişlerdir kendilerine. "Olay" ya da ne diyelim evet "görev" tamamlandığında soru sorar LM'ler "Nasıldım? Çok iyiydim değil mi? Bak söyle 10 üzerinden kaç puan verirdin?". Şunu bilin kadınlar çok iyi yalan söylerler, çok da iyi "rol" yaparlar :))

Gelin görün ki, her güzel şeyin sonu vardır derler ya. Öyle çok uzun süreceğini sanmayın. En fazla 2-3 defa daha yaşarsınız o mutlu dakikaları (yani görüşmeyi kastediyorum, onu değil).. Sonra mı? Ee canım bencil olmayın bu kamu hizmetini almayı hakkeden başka kadınlar da var. Hep siz hep siz olur mu? İnsaf!

Diyorum ya hep, biz kadınlar dramayı severiz, hayatımız dramadır diye. Acı çekmeyi severiz, acı çektirene de taparız. Başlarsınız aramaya, mesaj çekmeye. “Aşkım nasılsın? (hemen de aşkı nasıl oluyorsa artık, biz kadınların yüreği büyüktür) Unuttun mu beni?” ya da “Mesajımı almadın mı?” ya da “15 kez aradım neden açmıyorsun?” Arkadaşlar gerçeklerle yüzleşin yaşandı bitti, ama saygısızca değil. Adam görevini yerine getirdi, başkasına geçti. Zorla yapmadı ya. Bu adamlar böyledir, değişmezler de. Baştan bile bile lades derseniz sonuç da böyle olur. Uzun ya da kısa güzel dakikalar yaşadınız mı? Yaşadınız. Tamam yola devam. Eğlenilecek erkek varsa, evlenilecek de var. Ama o adam bu adam değil, güvenin bana.

LM’lere sonra ne mi olur? İyi erkekler cennete, kötü erkekler her yere....




Not: Neden türkçe yerine ingilizce bir tabir kullandın derseniz, daha güzel ifade edecek birşey bulun, onu kullanayım. :)





25 Ağustos 2009 Salı

Kontörlü Yazar

Akşam her zaman oturduğum koltuğuma kurulup, 19.00 haberlerinin İstanbul trafiğinin seyretmeme "izin verdiği" kadarlık kısmını izliyordum. Bir de ne göreyim, haberin başlığına bakın "Kontörlü Yazar".

Sizin de bildiğiniz gibi yazarlık kimliğimi (junior yazar diyelim) ortaya çıkardığım şu günlerde, bu haber oldukça dikkatimi çekti. Başladım izlemeye...

Haberin konusu kısaca şöyle; bu şahsiyet vaktiyle mühendismiş ama bırakmış. Artık kim bilir neden bıraktı mesleğini, kriz, işsizlik vs... Zaten kendisi yazmayı evvelden beri severmiş, ve hobi olarak başladığı bu yeteneğini internete taşımış. (Size de tanıdık geldi mi? :) ) Neyse bir süre sonra “Bezgin Bekir” tiplemesinin yaratıcısı karikatürist Tuncay Akgün’ün isteği üzerine başlamış yazı yazmaya bir dergide, yani bir nevi "keşfedilmiş" bu arkadaş. Olmaz olmaz demeyeceksin, herşey olabilir şu hayatta.

Doğum gününde de bir yazı yazmış köşesinde ve ona doğum günü hediyesi olarak parasal katkıda bulunmak isteyen okurlarına çağrıda bulunmuş, hesap numarasını da yazarak. Ve insanlar para yollamışlar, 15 gün içinde 600 TL birikmiş hesabında.

Mali durumu pek iyi değilmiş. Daha sonra tabi neden olmasın diye düşünerek, açık açık yazmış "Para verin, yazayım". Yazmaya devam edebilmek için paraya ihtiyaç duyduğunu, eğer yazılarını okumaya devam etmek istiyorlarsa hesabına para yatırmalarını söylemiş. Onlar da yatırmışlar. Marttan beri devam ediyormuş bu olay. Enteresan...

Doğum günümün yaklaştığı şu günlerde, acaba diyorum.... Yok artık daha neler!


Not: Ben sadece 30'umdan sonra keşfedilmeyi bekliyorum. :)


24 Ağustos 2009 Pazartesi

Ah şu erkekler..


Erkekler, ne sizinle ne sizsiz...

Hmmm erkekler... Güzel yaratıklarsınız sizler..

Duru varlıklardır onlar, sabah uyanıp da yanınızda onu gördüğünüzde şaşırmazsınız. Dün nasıl görünüyorlarsa aynıdırlar çünkü.. Düşünsenize cildini daha güzel göstermek için fondöten sürmez onlar. Kirpiklerini uzun göstermek için rimel sürmek gibi bir kaygıları da yoktur. Onlar neyseler odurlar..

Aslında görünüşlerinde olduğu gibi düşüncelerinde, hareketlerinde de makyajsızdır onlar. Mavi Sakal'ın bir şarkısı vardır bilir misiniz? "Yat geliyorum, çünkü seni seviyorum..." İşte bu sözler kadar yalındırlar, nettirler. Bir erkek düşündüğünü söyler, öyle biz kadınların yaptığı gibi dolanbaçlı yollara girmez. Entrikalar da çevirmez bir erkek. Olayı çıkmaza sokan aslında biz kadınlarızdır.

Yokluğunuz bir dert, varlığınız ayrı bir dert. Biz kadın milleti zaten dert bulmaya dünden razı olduğumuzdan, hayatımızda her daim ve de her an bir drama yaşanması kaçınılmazdır.

Sevgilimiz olmayınca neden yok der, yiyip bitiririz kendimizi. Allahım her şeyim var, peki neden benim de bir sevgilim yok? Yok, çünkü bu senin seçimin... Allah dağına göre kar verir diyeceğim olmayacak,ne yapayım? :)) Biraz da insan kendinde aramalı nedenini. Özeleştiri yapmalı. Ya da beklemeli. Lüzumsuz ilişkiler yaşayacağına, yıpratacağına kendini, beklemeli sessizce. Avını bekleyen kedi gibi demiyorum tabi canım. Sessiz sedasız, arayış içinde olmadan beklemeli...

Sevgiliniz olur, bu sefer de adamı da kendinizi de yer bitirirsiniz. Neden hala aramadı? Acaba şu anda nerede, kiminle? Cep telefonu kapalı, neden? Mesajıma cevap vermedi, neden? Sabah günaydın / akşam iyi geceler mesajı yollamadı, neden? Neden ilgilenmiyor benimle? Neden, neden, nedennnnn? Biraz durun, bir nefes alın. Adamı da rahat bırakın. Nedir bu "hep ben'cilik"?

Herkesin bir özel hayatı olmalı bence. Kendine vakit ayırabilmeli. Her an, her saniye birlikte olunmamalı. Hanımlar şunu bilin dünya sizin etrafınızda dönmüyor ne yazık ki. Gerçeklerle yüzleşin.. Siz ilgi odağı olmak isterseniz hep, peki o adamcağıza kim ilgi gösterecek? Ama bir dakika şimdi beylerin "İşte bu!" dediklerini duyar gibi oldum bir an. Yok öyle yağma. Gösterilecek ilginin de bir seviyesi olmalı. Ne çok, ne az.. Tam kararında olmalı. Her iki taraf için de geçerli bu. Erkek milleti fazla ilgiden de bunalır, daraltmayacaksınız adamı. Bazısı da "Hmmm. Ben tamamım, dayanılmazım" havalarına girip kendini Don Juan zannederse o zaman durum fena, hiç çekilmezler. Dedim ya bunaltmadan yapacaksınız.

Bir de şu düşünce vardır, herşeyi beraber yapalım. Tamam bazı şeyler kesinlikle "birlikte" yapılmalı ;) Ona diyeceğim yok. Ama herkes aynı şeyleri yapmaktan hoşlanmaz. Hele de bu kişilerden biri bayan biri de erkekse ortak noktaları bulmak bir hayli zorlaşabilir. Erkeklerin tabiatı farklıdır biz bayanlardır. Onlar aktivite meraklısıdırlar, öyle saatlerce mağazada sizin elbise seçmenizi bekleyemezlerler, sıkılırlar. Onlar "özet" insanlardır, yani her şeyleri şipşaktır. Evet evet herşeyleri, o da dahil. Onu da bizim yüzümüzden uzatırlar ya, bu çok derin bir konu. Girersek çıkamayız şimdi. Ne diyorduk, yüzde yüz uyum beklemeyin ondan da ilişkinizden de. Öyle olsa inanın zaten çok sıkıcı olur. Ayrı tellerden de çalın demiyorum ama, bırakın kendi arkadaşlarıyla da takılsın. Siz de takılın. Yalan söylemek zorunda bırakmayın adamı, sonra buna alışırsa daha fena olabilir. Zaten söylüyorsa yol verin gitsin.

İnsanları değiştiremezsiniz. Bu lafım her iki taraf için de geçerli. Değiştirmeye çalışmayın boş yere. Hele siz bayanlar özellikle bunu bir görev haline getirirsiniz kendinize. Yapmayın, bu mission impossible gibi bir şeydir çünkü. Size uymuyor mu, davranışından, tavrından hoşnut değil misiniz, yalan mı söylüyor bırakın gitsin. Her gün sıkıntı çekeceğinize yol verin gitsin. Zorla güzellik olmaz.. Yahu denizde bir sürü balık var. Ya da başka bir benzetme yapalım, karamelli pasta da var, çilekli de, vişne de, karışık da olabilir tabi :))) İllaki size uyan bulunur.

Hiçbir şeyi kendinize dert etmeyin. Şu üç günlük dünyada kendinizi yürümeyen bir şey için heba etmeyin..


Mavişin kaskosu

Maviş mi kim? :) Sevgili arabam. Yoksa sizin arabanızın adı yok mu? Benimkinin cinsiyeti bile var, oğlan. :))



Geçenlerde arabamın kaskosu ay sonunda bitiyor diye sigorta acentemi aradım ki yenileyelim poliçeyi. Neyse Eda Hanım hazırladı poliçe teklifini yolladı e-posta adresime. Artık herşey elektronik ortamda arkadaşlar öyle git gel olayı filan yok Allah'a şükür. Poliçe teklifine üstünkörü bir baktım. Tamamdır Eda Hanım, kredi kartımdan ay sonunda çekersiniz diyerekten talimatı verdim. Ama bir yandan da düşünüyorum,yahu geçen sene de neredeyse aynı tutarı ödemiştim. Bir de üstüne üstlük yok % 50 hasarsızlık indirimi, yok efendim sadık müşteri indirimi adı altında bir sürü de indirim alıyorum. Sordum bizim kankilere siz ne kadar ödüyorsunuz diye, nereden baksanız 150-200 TL arası bir fark var. İçime kurt düştü tabi. Aradım Eda Hanım'ı, sordum "Poliçede tutar olarak veya oran olarak net bir şekilde göremedim de, sadık müşteri indirimi ve ayrıca hasarsızlık indirim tutarlarını öğrenebilmem mümkün mü?" Gelen cevap aynen şöyle "Poliçenizin ilk sayfasında primin alt kısmında yazar.%50 hasarsızlık indiriminiz var.Sadık müşteri indiriminin ne kadar olduğunu bilmiyorum maalesef. Sistem otomatik değerlendirme yapıyor. Şirket bilgi vermiyor. Poliçe de tutar olarak görmeniz mümkün değil." Nasıl yani oldum tabi. Ne demek öğrenemem, en doğal hakkım.



Tabi Eda Hanım henüz kiminle dans ettiğini bilmiyor. Ben bu cevapla yetinir miyim hiç? Karşı taarruza geçtim hemen. "Böyle bir cevabı kabul etmemi beklemiyorsunuz diye düşünüyorum. Sizin yanlış hatırlamıyorsam 7 yıllık müşterinizim. (önceki arabam ve şuan kullanmakta olduğum araba) Açıkçası bu koşullar altında sizden sigortamı devam ettirmeyi tekrar düşünürüm. Kaldı ki bir banka çalışanı olarak, kendi iştirakimiz olan A. Sigorta yerine sizi tercih ediyorum. Siz bana şirket bilgi veremiyor gibi bir cevap veriyorsunuz. Bir indirim uygulanıyorsa bunu bilmek tabiî ki en doğal hakkımdır. Henüz tahsilat yapılmadı hesabımdan, iptal ettirilmesi için gereken ne varsa bildirin ben de ona göre hareket edeyim lütfen." diyerek bütün kozlarımı kullandım.


Ertesi gün Eda Hanım beni aradı, ve her aracın yaşına, tipine, araç sahibine göre özel fiyatlandırma ve indirimlerin uygulandığını, ve binbir türlü laf kalabalığı yaptıktan sonra, bana indirim tutarını söyleyemediklerini bildirdi. Yahu ben başkasının indirim tutarını öğrenmek istemiyorum ki. Bana yapılan indirimi öğrenmek istiyorum. Ben de şalter attı tabi. A. Sigortadan teklif beklediğimi uygun bulursam, kendileriyle olan kasko sigorta poliçemi yeniletmeyeceğimi söyledim.

Hemen A. sigortadan teklif aldım, nereden baksanız 250 TL daha az. Üstelik 30 yaş üzeri tek sürücü indirimi bile var. Tam benlik :) Burada da yüzüme vurdular anlayacağınız 30 yaşı geçmiş ve de hala bekar bir bayan olduğumu. Ama bakın bu yüzden ilk defa bir kazancım oldum.

Yani diyeceğim o ki, siz siz olun aman işte yıllardır müşterileriyim bana en iyi şekilde davranırlar. Her indirimden faydalandırırlar demeyin. İnceleyin, araştırın, her söylenene de inanmayın.










21 Ağustos 2009 Cuma

Boobs

Bilirsiniz meme kanseri biz kadınların korkulu rüyasıdır. Uzmanlar 20'li yaşlardan sonra rutin aralıklarla kontrolden geçilmesi gerektiğini söylerler. Hele de bir de ailede varsa, kontrolleri aksatmamak gerekir.

Bizim ailede de teyzemi bu illetten kaybetmiştik. Çok çekmişti teyzem, uzun yıllar mücadele etti, fakat geç teşhis edildiğinden kazanamadı bu savaşı. Erken teşhis önemli..

Hani gitmeniz, kontrol ettirmeniz gerektiğini bilirsiniz de, çıkabilecek sonuçtan korkarsınız ya, işte ben de gitmedim kontrole. Hep erteledim. Gelin görün ki sonunda cesaretimi topladım ve randevu almaya karar verdim. Önce hastanenin internet sayfasına girdim ki doktorlara bakayım. Yok yok hangisi yakışıklıysa ondan randevu almak için filan değil :) Ama tabi aklımda hep şu var, ne kadar çağdaş olsam da, modern düşünsem de, ve de bana dokunacak kişi doktor olsa da, o yabancı bir erkek olacaktı. Aaaa ama bir dakika bir dakika ufak bir ara istiyorum. Konu hastaneden açılmışken annemi anlatmadan geçemeyeceğim kusura bakmayın. Benim annem "doktorcu"dur. O da ne demek demeyin. Canım işte hep doktor bir damadı olsun istemiştir. Ben sanki normalini buldum da bir de doktorluğu kaldı :)) Annem için damadı doktor olsun da çamurdan olsun hiç önemli değildir. Neyse bir keresinde hiç unutmam dudağımda uçuk, hatta uçuk kolonisi çıktı. Dudaklarım nasıl ama, böyle sanki fazla silikon takılmış gibi şişmiş, zenci dudağı gibi pörtlemiş durumdayım, adeta yaratık olmuşum. Mümkün olsa peçe takıp dolaşacağım, o derece korkunç görünüyorum. İşe gidemem tüm karizmam yerle bir olur. Hayranlarımı hayal kırıklığına uğratamam. Neyse doktora gitmek şart oldu, ve randevu aldım. Annemle her hastaneye gidişimde aramızda şöyle bir diyalog geçer "Elif, kızım bak sağına soluna. Güzel giyin saçını başını yap, asık suratlı, huysuz olma". Doktora gidiyor olduğumu duyunca aynı diyalog tekrar geçti aramızda. Yahu anneciğim ben orada ucubeye dönmüşüm, bir dudağı yerde bir dudağı gökte durumundayım, aman hastanede çok kişi olmasa da beni bu halimle gören ve hafızalarına kazınan kişi sayısında azalma olsun diye dua ediyorum. Annem kalkmış bana edalı ol, cilveli ol, kap bir doktor damat muhabbeti yapıyor. Dedim ki " anne ben ne haldeyim senin dediği şeye bak, offffffff". Eee tabi anneler hemen alınır ya böyle itirazlara, karşı çıkmalara, benim annecim de alındı, yok efendim anne sözü hiç dinlemiyosun, beni sevmiyorsun...

Ufff konuyu biraz dağıtmışım, hemen toplayayım. Meme ultrasonu çektirmek için randevu alacaktım, girdim hastanenin internet sayfasına, bayan doktordan randevu almak için. Ama yok, bayan doktor yok. Bakın dikkat edin bu branştaki bayan doktor sayısı erkeklere oranla daha azdır. Niye mi? Yani tabi düşününce tıp fakültesine girmişsin, erkeksin, hem de Türk erkeğisin. Bu fırsat kaçar mı? Yanlış anlamayın tabi ulvi bir meslek doktorluk ve bizim doktorlarımız da bu mesleği layikıyla yapıyorlar. Ama vardır yahu o genç yaşta branşını seçerken bunu düşünenler.. Neyse şimdi tamam erkek doktoru seçmekten başka çarem kalmamıştı. Bu sefer de yaşlı mı genç mi seçsem problemi çıktı. Neyse seçtim bir tanesini.

Veee o gün geldi. Hastaneye doğru gidiyorum. Ama tedirginim. Garip bir psikoloji bu. Bayanlar anlar ne demek istediğimi. Bekleme salonunda bekliyorum. Adım söylendi. Kalktım, doktorun odasına gidiyorum. Kapı açıldı veee işte mememi elleyecek adam diye düşünmekten kendimi alamıyorum, ne yapayım :)) Elimi uzattım tokalaşmak için, doktor bey de uzattı. Ama normalde tokalışırken biriyle, nereye bakarsınız? Yüzüne değil mi? Yahu adam artık sanırım mesleği gereği direkt benim boobs'a baktı ( o kelimeyi kullanmayayım dedim, ingilizcesi daha sempatik geliyor kulağa). Ben zaten ürkmüşüm, şalterler iyice attı. Hatta "nasılsınız doktor bey?" diyorum, hala onlara bakarak "iyiyim, siz?" diyor. Bu sırada boobsumun şahsiyetleri olduğunu düşünüyorum yani. O derece.

Neyse, oturdum. Bana tıbbi geçmişim, medeni durumum, düzenli kullandığım ilaçlar var ise neler olduğu, ameliyat geçirip geçirmediğim, ailede kanser olup olmadığı ile ilgili sorular sordu. Bu arada ufak bir bilgi risk kategorisine giriyor olmanız için anne, kız kardeş veya babaannenizde meme kanseri olması gerekiyormuş. Sonra bir de 35 yaşına kadar anne olmak ve çocuk emzirmek de riski azaltıyormuş. Bu arada sevgili doktorumun bu konuda ufak bir espirisi de oldu, bakın geç kalmış sayılmazsınız, daha 3 seneniz var... Yani nedir bu şimdi? Evet hala ve ısrarla bekarım. Bence bu ne biliyor musunuz? Evli olanlar o kadarrrr pişman ki evlendiklerine, çevrelerinde gördükleri bekarları kıskanıyorlar, gıpta ediyorlar. O yüzden de sayımızı azaltmaya, neslimizi tüketmeye çalışıyorlar.

Durun durun, asıl kısma geliyorum, "Muayene". Bu arada benim içimde hala bir ümit,belki sadece ultrason çekerler, öyle elle felan muayene olmaz. Hani makine daha iyi gösterir ya herşeyi o bakımdan. Ama hayır tabi, nerdeee :) "Evet Elif Hanım, içeri geçip üzerinizdekileri çıkarın." Yani boobsunu görebileceğim ve elleyebileceğim şekilde soyun. Offf tanrım! Olamazzzz! Doktor bey, bana o cümleyi kurduğunda sanırım gayri ihtiyarı yüzümde garip bir ifade oluştu ki, hazırım diye seslendiğimde (neye hazırsam, ne denirdi ki başka, buyrun soyundum sizi bekliyorum mu?) ve yanıma geldiğinde beni rahatlatmaya çalıştı. "Daha önce muayene olmuş muydunuz?" dedi. Ben "yok hayır, bu ilk" dedim, dedim ama içimden de sarfettiğim cümlenin ne garip olduğunu düşünüyorum. Devam ettim " Sanırım oda serin o yüzden biraz böyle garip oldum." dedim.

Doktor Bey ellerine plastik eldivenlerini taktı. Ama yine de elleyecek boobsumu. Ayakta durup ve kollarımı iki yana açmamı söyledi. Başladı ellemeye. Bu sefer kollarımı aşağı indirmemi söyledi. Yine elledi, ikisini de!! Yani kısaca her pozisyonda elledi. Allahım ne zaman bitecek bu? "Uzanın" dedi doktor. Yoooo hayırrrr. E tabi uzandım ve yine mıncık mıncık. Biraz gevşemeye başlamıştım, ne yalan söyliyim. Alıştım adama tabi. Hahahahaha hayır canım. Bitse de kurtulsam diye düşünürken tam, "artık giyinebilirsiniz" dedi doktor bey. Bense "Aaa bitti mi, ne çabuk?" Yahu bir sus, çeneni tut dimi? Hoşuna gitmiş gibi verdiğin cevaba bak. Neyse çıktım odadan. Bu arada ultrason çektirceğim ya, acaba bu sefer kim elleyecek diye de düşünüyorum bir yandan. Danışmadaki bayana sordum, aynı gün verilmiyormuş randevu. Zaten gittiğim gün cumartesi olduğu için de aynı olması mümkün değilmiş. Çarşamba gününe verdiler randevuyu.

Çarşamba günü geldi, -2 deymiş ultrasonun çekildiği yer. Öyle garip bir ruh haline giriyorsunuz ki, ya gerçekten kanser olanlar, kemoterapiye gelenler ne yapıyor, nasıl başa çıkıyorlar? Allah hepsine şifa versin diyorum. Beni odaya aldılar. Yine soyunmam gerekiyor. Artık alıştım :) Ama bu defa ultrason çeken doktorum bayan. Jel sürdü üzerlerine, hafif ılık bir şey. Sonra da aleti üzerinde gezdiriyor. Ekranda boobsunuzun içini görebiliyorsunuz. Sonunda bitti.

Sonuçları birkaç gün sonra aldım. Hiç birşey yoktu. Allaha şükür. Siz siz olun kesinlikle arada sırada kontrole gidin, ertelemeyin. Zaten hayatta hep birşeyleri erteliyoruz. Ama en azından bu sağlık olmasın.

20 Ağustos 2009 Perşembe

Var mısın Yok musun??




03-02-09

Sevgili arkadaslarim, degerli taraftarlarim,

Bildiginiz uzere dun ilk mulakata katildim Var misin yok musunun. Allahin unuttugu bi yerde yapiyolar mulakatlari ve ne yazik ki cekimleri de. Taaaaaaaaaaaaaa Ferahevler diye bir yerde Tarabya'da. Korktum walla giderkene.

Neyse bina harabe bisi, yani adriana yi oraya mi getirdin be acuncum diye dusunmeden edemedim. Gelelim mulakata, 4 kisi aldilar iceri. Mulakati yapan 1 bayan ve 1 erkek vardi odada, oda dedigim de soyunma odasi muhahahhahah. Spor tesisi ya ne beklenbilir ki. Neyse bu arada icerden gumbur gumbur alkis sesi, kutular aciliyo alkis kopuyo felan. Bi yandan da cekimler yapiliyo yani.

Ben zaten hayal kirikligina ugramisim ortamdan, tiplerden alam ne isim var burada diye dusunurken komplo teorileri de kurmayi ihmal etmedim beklerken. Beni secmemeleri icin napsam etsem. Burjuva havasi cizsem de almasalar uyuz olup diye. Neyse tanitin kendinizi sorusuyla basladik mulakata. 31 yasindayim İstanbulluyum Bilkent mezunuyum bankaciyim falan filan. Adam evli misin bekar misin diye sordu. Ben evet dedim israrla bekarim hahaha. Orda bi kahkaha koptu. Ben de dusunuyom tuh guldurdum simdi bunlar beni alir malir uffffffff. Neyse niye katilmak istediginiz yarismaya. Ben walla ortam eglenceli gorunuyo dahil olmak istedim, en onemlisi Acun Bey ile tanismak istiyom ben dedim eheheh

Sonra sey sordular, maddi beklentiniz var mi ( yuh olmasa niye katiliyim soruya bak) var tabi dedim neden olmasin. Neyse para ciksa naparsiniz dedi (hani burjuva imaji ciziyom ya) dedim ki walla yurtdisinda master yaparim, yurtdisina seyahatlerim olmustu gormedigim yerlere giderim, olmadi arabami degistiririm. Ya ciksin da ben harcicak yer bulurum nasilsa dedim. Ailemi sordular neciler felan saydim iste mesleklerini felan. Ailenizle mi yasiyosunuz dedi. Evet ama 2 haftaya kalmaz kendi evime cikcam. (burjuva imajina gicik kiz tiplemesine devam yane) baska napiyosunuz dedi, walla dedim 6 senedir binicilik yapiyom (butun kafalar dondu bana soyle bi suzduler zuzayli oluyo sanki at binen tobe tobe) nerde dedi hatta adini sordu kulubun ( ne o gelcen mi diyesim geldi adama) engel mi atliyosunuz diye sordu, walla dedim “mani” de atliyom ama daha cok dresaj ehehheh. Sonuclari 10 gun icinde haber verceklermis.

Zaten 5dk surdu surmedi. Sonra ciktik sey dediler bi yarım saat bekleyin ara verilecek sizi cekime alalim, yarismada seyirci olarak hem ortami gorun hem de bakalim kamerada nasil cikiyosunuz ( yani arkadaslar orda gordugunuz seyirciler hep mulakata gelen tiplermis) yooookk dedim ben kalamam sonra bi daha ki arayi kim bilir kaca koycaklar, cikamicam felan.

Zaten cekimler oglen 2 de bile oluyomus nasil gitcem bi de aylarca surerse direkt hizmet akdi fesh yaparlar walla :))

Yani ozetle taaaaaaaaaaaaaaaaa o Allahin unuttugu yere 3 kere daha mulakata sona da belki aylarca surcek cekimlere gitmek pek icimden gelmiyo. Cagirma beni acun vazgectim ben :P

Opuyorum hepinizi

Blog yazıları ve yorumlar

Bu blogda yer alan yazıların izinsiz başka bir sitede yayınlanması fikri haklar kanununa göre yasaktır.

Sitenin izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kopyalanarak başka blog veya sitelerde yayınlanması durumunda, söz konusu kişilerin IP adreslerinden tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılacaktır.

Blogdaki yazılara yapılan yorumlardan yorum sahipleri sorumludur.